4. BÖLÜM: "ACI"

283 25 9

Sessizlik.

Ertesi gün için verebileceğim en uzun özet buydu. Benim Uzay'ın üzerine bir kova su boşaltmam, adının İdil olduğunu hatırladığım kızın maskarası ve ruju benim yüzümden çöpe gitmişti, ama umurumda olduğu söylenemezdi. İdil'in sevgilisi olan çocuğun adıysa Deniz'di. Deniz'in yüzüne bir yumruk daha atmam, Uzay'ı çileden çıkarmam ve kum torbasını patlatmam haricinde sessizdik. Evet, bugün çok sessiz geçmişti. Yaptığım onca şeyden sonra yorgun düşmüştüm. Şu an yatakta yatıyor ve kaçış planları yapıyordum. Burada kalamazdım, Berlin'de yapılacak turnuvama üç ay kalmıştı ve bu Dünya şampiyonasıydı, boru değildi yani. Çok çalışmam lazımdı.

Aynı zamanda evde bir köpek... Köpek! Köpeği unutmuştum. Suyunu ve yemeğini bitirmiş olmalıydı, kim bilir ne olmuştu hayvana. Oflayıp gözlerimi yumdum. O köpek; şu an benim için her şeyden önemliydi.

Kapıyı açıp bağırdım, "Uzay!" ses yoktu. Belki odasındadır deyip odasına yöneldim, geçen geceki şey aklıma geldiğinde yüzümü buruşturdum. Böyle bir şey olmasını istemezdik. Bedenim ikinci bir şoku kaldıramazdı.

Kapıyı tıklattım, içerden kahkaha sesleri geliyordu. Ama bu kahkahanın yalnızca Uzay'a ait olduğuna kalıbımı basabilirdim. Kaşlarımı çatıp kapıyı açtığımda neredeyse mutluktan ağlayacaktım.

"Uzay!" dedim ona doğru koşarken, bacaklarına sarılan tüylü varlık benim köpeğimden başkası değildi. Köpek beni gördüğünde bu sefer benim bacaklarıma sarıldı. Yavru köpeğin sütlü kahve tüyleri parlıyordu. Uzay bir defa daha güldüğünde bakışlarım ona çevrildi. Dudaklarım gülümsemek için iki yana kıvrılmaya zorlandığında ona karşı çıkamadım. Uzay'da gülümseyince ne yaptığımın farkına varıp gözlerimi kaçırdım. Beni terk eden kişilerden sonra ilk defa birine gülümsemiştim. Uzay'ı umursamamaya çalışıp köpeğe döndüm. "Bende seni almaya geliyordum," diye mırıldandım ama Uzay duymuştu.

"Derken?" dediğinde bakışlarım otomatikman ona döndü, kaşlarını kaldırmış kollarını göğsünde birleştirmişti. Gerilen kollarından ortaya çıkan pazılarına kaydı gözüm. Kendi kendime kaşlarımı çattım. Tüm maçlarımda gördüğüm –ki Uzay'ın kiler bunların yanında biraz az kalıyordu,- kas yapısı bir tek bu çocukta dikkat dağıtıcıydı.

"Hayvanı evde yalnız, aç, susuz bir şekilde mi bıraksaydım?" kaşlarım çatılırken ayaklandım, "Hem sen beni neden burada tutuyorsun ya?" diye çıkışınca bakışları yumuşadı. Dudağının bir kenarı havalanırken kollarını çözdü. Onu eğlendirmişe benziyordum.

"Gece, güzelim..." Ah, güzelim. Beynime dolan anılarımla gözlerimin dolduğunu hissettim. Zihnimdeki onca kapının içinden babam kafasını uzattı. Bu o gündü, babamı kaybettiğim gün. 21 Kasım 2006.

"Bu kolyeyi sakın çıkarma," demişti gözlerime hüzünle bakarken, "Tamam mı güzelim?" boynumdaki kolye yerini belli etmek istercesine tenime işlediğinde ürperdim. Bakışlarımdaki ani değişikliği o da fark etmiş olacak ki kırgın bir oğlan çocuğu vardı gözlerinde. Elim benden bağımsız kolyeye dokununca soğuk demir elime işledi. Ellerimden başlayarak tüm uvuzlarıma kadar üşüdüğümü hissettim. Başıma korkunç derecede bir ağrı saplandı, gözlerime kara perdeler indi ve yine anladım. Ben; kimsesizdim.

Karanlık.

Şu an için adlandırabileceğim en iyi örnekti bence. Gözkapaklarıma ağırlık bağlanmış gibi hissediyordum, gözlerim etrafa bakmak için can atıyordu ama gözkapaklarım ısrarcıydı, her ne olursa olsun açılmıyorlardı.

GECE KIRIKLARI Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!