Karanlığın Kalbi

4.8K 430 4

Ormanın içinde hızlı adımlarla ilerliyordu Abas...

"Abaaas!" babası ona sesleniyordu ama bu bir tuzaktı, biliyordu, babasıyla daha önce defalarca geçmişti bu ormandan. Aynı yoldan defalarca ilerlemişti. Sonunda durdu, buluşma yerine gelmişti. Söylenilen yerde turlarken bir yandan oldukça umutsuz bir şekilde kaya parçasının  üstüne attı yorgun bedenini.

"Aferin Abas, Venüs ile gönderdiğim haberi alır almaz gelmişsin, itaati severim."

Abas başını kaldırdı ve onun O korkunç suratını gördü, babası en başından beri ikili oynuyordu. Sonuçta bunun bir savaş olduğunu, sonunda birinin kazanacağını ve kim kazanırsa onun yanında olmanın onları korumak anlamına geldiğini söylemişti. Agas da Venüs de Karlık'a hizmet etmekten hep gurur duymuşlardı; ama işte Abas... Her zaman sorun çıkaran olmuştu, kibiri aynı kardeşinde olduğu kadardı.. Ama diğerleri içlerindeki karanlığı keşfederken, Abas ne aydınlığı ne de karanlığı keşfedebilmişti bu güne kadar. Ne iyilik, ne kötülük, birini seçmek zorunda mıydık hep?

Abas ayağa kalktı, saygıyla eğilerek selam verdi Karlık'a. Buna mecburdu.

"Baban nerede Abas?"

"Kral yandaşlarıyla göreve götürüldüğünü söylediler?"

"Ve?"

"Başka bir şey bilmiyorum efendim."

Karlık'ın yüzünde adeta şimşekler çakmıştı.

"O zaman ne demeye kendini prenses zanneden o kızla görüşüyorsun?"

Abas cevap vermedi.

"Bu davanın sonunda onun da aciz babası gibi öleceğini biliyorsun değil mi?"

Abas yumruklarını sıktı.

"Bana cevap ver Abas!"

Abas dediğini yapmazsa işkence göreceğini biliyordu, aynı şekilde defalarca babası gözü önünde görmüştü.

"Biliyorum efendim."

"Sana o yüzüğü niyetini kızdan saklayabilesin, güvenini kazanabilesin diye gönderdik. Neden takmıyorsun?"

Abas duygularını kızdan saklamak istemiyordu ki.. Birden sancıyla yere devrildi, bütün damarlarında devasa solucanlar dolaşıyor gibiydi. Zamanında cevap vermemişti.

"Ef..efe..kız ona olan...ona olan zaafım yüzünden bana güveniyor, o yüzüğe ihtiyacım yok!" diye can havliyle bunları söylemişti Abas.

"Demek öyle, demek bu zavallı kıza karşı zaafların var, belki de beni ona götürmek istersin öldürüp."

"Hayır efendim."

"Öyleyse?"

"Efendim kızdan hoşlanıyorum, ama sizin kral olmanız bizim için daha önemli, gelip geçici bir heves için yolumdan dönecek değilim." Abas öyle hızlı düşünmüştü ki söylemesi gerekenleri, kendi de ağzından çıkanlara şaşırmıştı.

"Demek öyle Abas... Şimdi babanın oğlusun işte, git ve kızla eğlenebildiğin kadar eğlen öyleyse, sana güvensin; çok zamanı kalmadı ne de olsa.."

Asasını yerine geri sokup arkasını döndü Karlık. Abas hala yerdeydi, artık fiziksel hiç bir acı yoktu, ama kalbinde çok derinlerde bir şey çığlık atıyordu. Ağlamaya başladı, çocukken bile çok ağlamamış bir çocuktu; ama şimdi ayağa bile kalkamayacak kadar güçsüz hissediyordu kendini.

Abas bir saat kadar sonra yerinden kalktı. Kalkar kalkmaz sendeledi ve küfürler savurdu. Az ileride sarı bir kedi dolaşıyordu ağaçların arasında, şaşırmıştı, bu prensesin kedisiydi.

"Sarman!"

Kedi ağaçların arasında durmuş ona bakıyordu.

"Yolunu mu kaybettin sen?" dedi Sarman'ı kucağına alarak. Peleriniyle gözyaşlarını silip güçlü görünmeye çalıştı.

"Prenses'i görmem için bahane yarattın, aferin sana küçük kedi."

Kedi huzursuzca kıpırdanınca Abas onu sakinleştirmeye çalıştı.

"Dur ufaklık dur, kaçarsan kaybolursun tekrar , sonra Luna çok üzülür değil mi?"

Kedi gözlerini dikti ve anlıyormuş gibi baktı Abas'a. Abas da kucağında prensesin kedisiyle, geldiği yolu takip ederek geri döndü saraya.

Sarayın bahçesinde, Luna birilerini arıyor gibiydi.

"Kedinizi mi arıyorsunuz Prenses?" dedi Abas sırıtarak.

"E..ev..evet" dedi prenses abartılı bir şaşkınlıkla, hemen koşarak kucakladı kedisini.

"Teşekkür ederim, Abas ben..."

"Yarın baloda görüşürüz" dedi Abas gülümseyerek. Prenses de gülümseyerek karşılık vermişti. Abas yine bir çığlık duydu içinde, içindeki sesi susturmaya çalışarak odasına doğru yöneldi.

Kutsal Doğum - tamamlandıBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!