Gibi

303 6 2

Deniz bütün ahengi ile kayaların üzerine her vuruşunda sanki bir ananın evladını sarması misali alıyordu içine... İşliyordu her birini bir nakkaşın kör olacağını bile bile o ulvi mertebeye , biraz da ulaşmak istercesine tek tek, ince ince.. Hem öyle nazik bir okadarda hoyrat olmayı nasıl başarabiliyordu? Deniz kaya olmasada deniz değil miydi? Hemde öylesine mavi, öylesine derin, öylesine uçsuz bucaksız bir güç belkide korkulası değil miydi? Sert bir okadarda kırılgan, yosunlarla sevişen kayada bu denli tapılacak ne buluyordu? Sonunda tuz buz oluyordu denizin aşkıyla, kaya belkide öylesine sevilmemeliydi... Derken bulutların bir ilaç misali bıraktığı yağmur zerrecikleri tek tek denizi bulurken onuda hiç sualsiz almamışmıydı en içine.. Öyleyse nerde diye sormalı tutkulu aşklara, nerde sadakatin asil duruşu ve sevmemeli kimseyi ne deniz ne kaya ne yağmur gibi...

HuzmeBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!