Rob kahkaha atıp "Uyanmam için tokat atabilirsin dedim gözümün morarmasını istediğimden değil." dedi. Ardından ikimizde bağıra bağıra Jessie J söylemeye başladık. İkimizin ortak sevdiği şarkıcılardan biriydi o.

Sonunda şehir trafiği kulaklarımıza dolduğunda rahat bir nefes aldım. Bir ara uyuyacak gibi olmuştu ve kolunu çimdikleyerek onu ayıltmıştım. "Bir daha düşündüm de..." deyip yüzüme baktı. "Kuaförün otoparkında biraz uyuyabilirim. İşin bitince cama vurup uyandırırsın." diye devam etti. "Veya hem kuaförüm hem arkadaşım olan Olga'nın dükkanındaki arka bölümde uyuyabilirsin?" diye bir seçeneği daha belirttim. "Olur." dedi kısaca.

Olga tahmin edildiği üzere Rus. Benimde Zoey ve Robin ile birlikte en iyi arkadaşım. (Jared herkesle mesafeli biri o yüzden ona en iyi arkadaş diyemem.) Hemen her ay saç boyama mazeretiyle Olga'nın dükkanına giderim ve saatlerce konuşuruz. Ayrıca hemen her gün mesajlaştığımız için aramıza asla buzdan bir duvar örülemez. Sapsarı saçları ve maviş maviş gözleri ile oldukça sevimli görünür. Düz saçları neredeyse beline kadar geldiği için ona hep özenmişimdir. Benimkiler de neredeyse belimdeler ama onunkilerin aksine hep bakımlıymış gibi görünmezler. Hatta bazen çalı gibi göründüklerini yalanlayamam.

Rob otoparkta iyi bir yer bulup arabayı park edince hızla arabadan inip dükkana ilerledim. En iyi arkadaşımı özlemiştim. Robby'nin kıkırdayarak peşimden geldiğini duysam da onu beklemeden hızla dükkana daldım. Olga hemen başını müşterinin boyalı saçından çekip kimin geldiğine baktı. Bakışlarımız kesiştiğinde sevinç çığlığıyla birbirimize sarıldık. Benden birkaç yaş büyük olmasına rağmen benim gibiydi. "Mor saçlı güzelim gelmiş!" diye cıvıldadı başını özlemle saçlarımın arasına gömerken. "Seni çok özledim ve saçlarım da koyu mor olmayı özlediler." derken bende başımı omzunda dinlendirdim. Hala papatya çayı gibi kokuyordu. Bu kıkırdamamı sağladı.

"Şu işi halledip hemen sana dönüyorum, güzelim." diye mırıldanıp kuaför sandalyesinde sabırsızca oturan yaşlıca kadını başıyla işaret etti. Onaylayan bir baş hareketinde bulunup beyaz renkteki deri koltuğa oturdum. Hala kapı aralığında duran Robin içeriye girip kapıyı kapadı. "Selam Olga." dedi Robby sevecen bir şekilde. Aslında şu an sevdiği şey Olga değil, dükkanın arkasındaki çekyattı. Olga da onu selamladıktan sonra halimize baktı. "Berbat görünüyorsunuz. Okul yordu herhalde? Liz, seninle işim var ama Rob istersen arkada dinlenebilirsin birkaç saat?" dedi. Memnun bir şekilde arkaya giden Robin'i izledim. O gözden kaybolunca Olga'nın dikkatle işini yapışını izledim.

Sonunda yaşlı kadının tüm saçı boyayla kaplanınca benim yanıma oturup lila saçlarıma garipseyerek baktı. Uykusuzluktan dolayı oldukça huysuzlaşarak içimden "Tek boynuzlu at görmüş gibi bakma bana, bunak. Benden daha garip görünüyorsun." diye geçirdim. Bunları sesli söyleyemem. En azından Olga'nın dükkanındayken asla yapamam. Çünkü müşteriye saygısızlık demek müşteri memnuniyetini mahvetmek demekti. Ki ben bunu istemiyorum.

Olga "Morlu güzeli. Gel bakalım şu saçlara bir el atmam lazım." diyerek döner sandalyeyi işaret etti. Hızla oraya oturdum ve saçlarımı taradı. "Uçlarını kırmışsın. Biraz kesmem lazım ama önce boyayacağım. Eee, anlat bakalım. Ne var ne yok?" dedi. Tabi ki Jared'i biliyordu ama Amelia'yı kaçırdığımızı ona söyleyemediğimden kısaca bir şeyler zırvaladım. O ise saçımı tarıyordu. "Sienna hala dönmedi mi?" diye sordu merakla. Sienna'nın da kaçırıldığını değil kendi isteğiyle kaçtığını sanıyordu. "Hayır, hala ortalarda yok." yanıtını verdim. Boyayı hazırlarken bana kendi hayatından bir şeyler anlattı. Sevgilisi ile küsmüşler. Üzüldüğümü belirten birkaç cümle kurduktan sonra klasik bir teselli cümlesi döküldü dudaklarımdan. Ardından "Ne klişe bir laf!" diye düşündüm. Söylemese miydim acaba?

Cümlemi umursamadı ve bu sıkıcı konuyu kapatmamızı istedi. Saçıma boyayı sürerken bir şeyler anlatmaya devam ettik. Yaşlı kadın ise gazetesini hışırdatarak okumaya devam etti. Benim saçım boyayla dolunca koltuğa yeniden geçtim ve kadın yerime oturdu. Olga ise kadını kaldırıp yıkama sandalyesine oturdu. Saçları yıkandı ve kurutulup düzleştirildi. Ardından ücreti ödeyip gitti. "Söylesene, yalnız başına zor değil mi bu işler?" dedim merakla. Başını iki yana sallayıp yanıma oturdu. Robin'i saymazsak koca dükkanda sadece ikimiz kalmıştık. "Çay yapayım da rahatça konuşalım." dedi. Hemen papatya çayı yapacağını anlayıp "Zaten uykuluyum bana uyku veren şu çaydan yapma." diye itiraz ettim. "Nescafé?" dediğinde başımı salladım.

Elinde iki kupayla geldi. Tahmin ettiğim gibi kendine papatya çayı yapmıştı. Çayları önümüzdeki küçük sehpaya bırakıp ayaklandı ve birkaç çekmece karıştırdı. Bir paket ile çakmağı eline alıp zaferle gülümsedi. Yanıma yeniden oturup paketi teklif ederce bana uzattı. Bir tane alıp dudaklarım arasına yerleştirdim. Çakmakla ucunu ateşe verip gülümsedi. Ardından aynı işlemi kendine yaptı. Sigarayı dudaklarımdan çekerken "Çok içmiyorsun, değil mi?" diye sordum. Başını iki yana sallayıp "Birkaç gündür kendimi tutamıyorum." dedi. Sigara parmaklarımın arasında tükenirken ben ise Olga ile konuşuyordum. O ise sürekli dumanı içine çekiyordu. Yani tam anlamıyla içiyordu. Merakla sigaraya baktım. Sonra da onunkine. "Esrarlı mı içiyorsun sen?" deyip elindekini çektim. Hızla sehpadaki küllüğe bastırdım ve "Saçmalama!" diye onu azarladım. Kendiminkini de küllükte ezip eline çayını tutuşturdum.

"Yine esrara başlamadın, değil mi Olga?"

Sorumu duymazdan gelince "Değil mi Olga?!" diye tekrarladım. Derin bir nefes alıp içindeki havayı dışarı üfledi. "Hiçbir şey yolunda gitmiyor. Geçen hafta ailemle tartıştım. Tartışmayı öğrenen babaannem ise beni özür dileyip küslüğü bitirmem için her lanet gün arıyor. Ama tahmin et kim özür dilemeyecek? Bu da yetmezmiş gibi dükkan batmak üzere. Her gün bir iki müşteri geliyor. Yanımdaki kızı işten çıkarmak zorunda kaldım çünkü müşteri gelmiyor. Ha bir de erkek arkadaşımla aramızda uçurumlar var artık. Hatta beni aldattığından bile şüpheleniyorum. Aynı evde kalmamıza rağmen sanki farklı evde gibi davranıyoruz."

Öfkeden dolayı tükürerek konuşmaya başlamıştı ama bir şey demedim. Sinirleri alt üst olmuştu zavallının. Ona sıkıca sarıldığımda elindeki çayı dökmek üzereydi. Bana sıkıca sarılıp çayından biraz içti. Tanrı'ya şükür ne Olga üzerime çay dökmüştü ne de ben onu boya etmiştim.

Birkaç saat ona esrar kullanmaması için dil döktüm ve başka konular açarak kafasını dağıttım. Saçlarım sonunda koyu mor ve hafif dalgalı olduğunda konuşacak konular bitmişti. Robin'i uyandırdım ve dükkandan çıktık. "Bana söz ver. Bir şey olduğu anda beni arayacak ve esrara elini bile sürmeyeceksin." dedim. Bana sarılıp "Söz veremem. Yine de denerim." dedi. Robin ile arabaya bindik ve eve yöneldik.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!