Bu evde yapacak çok az şey var. Ayrıca imkanlarımız Jared tarafından kısıtlı. Mesela o eğer salondaysa ve televizyon kapalıysa gidip açamazsın. Gerçi bazen iyi gününde oluyor ve biz salona inince direk olarak "Hangi kanalı izleyelim?" gibi sorular soruyor. Bu kısıtlamalardan dolayı bazen kendimi eğitilmiş bir evcil hayvan gibi hissediyorum. Jared'i ise sahibimiz gibi hissederim hep. Çünkü biz bir oyuncak veya bir hayvan gibi özgür olmayan hayatı yaşıyoruz. Yap denirse yaparsın, yapma denirse yapmazsın. Yani, evet. Jared hepimizi şükürler olsun ki sokaktan kurtardı ve başımızı sokacağımız gibi ihtiyaçlarımızı azda olsa karşılayabileceğimiz bir ev ile birbirimizi verdi. Bu yüzden şu oyuncak olayını fazla umursamıyorum. Sonuçta hiçbirimize eziyet ettiğini veya bilerek birimizin canını yaktığını hatırlamıyorum.

Sabaha yakın gözlerim uykusuzluktan süzülürken Robin çoktan uyumuştu. Bense esneyip duruyordum fakat uyuyamıyordum. Sanırım toplamda 3 saatlik bir uykuylayım. Robin bana telefonunu oynamam için vermişti ve ben onun odasında oynarken o uyumuştu. Bende telefonla birlikte kendi odama geçmiştim. Ayrıca salondan veya başka bir yerden tüm gece ses gelmemişti. Yani tahminimce Jared olduğunu düşündüğüm alt kata inen kişinin kapı ve ayak seslerini saymazsak.

Tam uyumak üzereyken kapım çaldı ve Robin başını içeri uzatıp beni kuaföre götürmeyi teklif etti. Zaten yolumuz yaklaşık bir saatti. Arabada uyuyabilirdim. "Pekala. Hemen düzgün bir şeyler giyeyim. Sonra da çıkalım." dedim gülümseyerek. Başını bir kez sallayıp dışarı çıktı ve kapıyı kapattı. Hızla dar kot ve öylesine bir kazağı giyip odadan çıktım. Robin de benim gibi giyinmişti. Birlikte alt kata indiğimizde gördüğümüz manzara garipti.

Amelia ve Jared koltukta kıvrılmış uyuyorlardı. Birbirlerine neredeyse hiç temas etmiyorlardı. Hızla üst kata çıkıp bir battaniye buldum ve onları örttükten sonra Robin ile evden çıktım. İkimizde arabaya bindik ve motorun ısınmasını bir süre sessizce bekledik. O anda aklıma ikimizin telefonlarının da pilinin yarı yarıya dolu olduğu geldi. Ama yine de biri arasa bize ulaşabilirdi.

Robin yeterince beklediğimizi düşünerek kuaförümün dükkanına doğru sürmeye başladı. Eski araçtaki sessizliği gıcırdayan radyo ve makinenin çıkardığı birkaç tıkırtıydı. Sinyal sürekli kesildiğinden radyo gıcırdıyordu ve sonunda sinirime dokunarak onu kapatmamı sağladı. Kendi telefonumdan müzik açarken "Ben saçımı yaparken ne yapacaksın?" diye sordum. Biraz düşündükten sonra "Birkaç arkadaşı görürüm herhalde. Bugün Cumartesi sonuçta. Yapacak şey çok." dedi. Başımla ve bir mırıltıyla onayladım.

Başımı cam yerine kendi omzuma yasladım. Cama yaslamak gibi bir hatayı daha önce yapmıştım. Saniyesinde araba tümsekli yolda sekmişti ve başımı sert bir şekilde cama vurmama sebep olmuştu. Arka koltukta da uyuyamazdım. Robin arabayı düzgün kullanan bir değil çünkü. Nereden mi biliyorum? Daha önce o da oldu. Ben arka koltukta uyurken ani bir frenle ön koltuklara yapışıp yere düşmüştüm. Robin ise "Yola bir hayvan atladı. Neydi tam göremedim." demişti. Bu yüzden en iyi tercih ön koltukta emniyet kemeri takılıyken uyumaktı.

"Uyuyacak mısın?" diye sordu Rob. Onaylayan bir mırıltı çıkarıp gözlerimi yavaşça açıp ona baktım. "Dün gece neredeyse hiç uyumadım." dedim. Endişeli bakışlarla karşılaşınca "Bende pek uyudum denemez. Uyuma. Aniden uyuyakalırsam kaza yaparız. Uyanık kal. Uyuyacak olursam beni tokatlayarak bile ayıltabilirsin." dedi. Kıkırdarken yavaş müziği hareketli bir parçayla değiştim. Biraz olsun uykumuzu dağıtacağını umdum. "Elimin ağır olduğunu biliyorsun Robby." dedim bir kez daha kıkırdayarak. "Onu bilmeyen yok Liz. Ama eğer hayatımızı tehlikeye atabilecek bir yanlışta bulunursam bir tokat az bile kalır. O yüzden çekinme ve en sertinden bir tane vur." dedi. Ciddi bakışlarını kısa bir süre yüzümde dolaştırdıktan sonra yeniden yola baktı. "Yumruk vursam?" diyerek ortamı yumuşatma girişiminde bulundum. İşe yaradı.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!