-18-

43.1K 1K 122

Alışveriş merkezinin uğultusunda çalan telefonumun sesini son anda duyabildim. Çantamın içindeki makyaj malzemelerinin arasında adeta kaybolan telefonumu çıkarıp ekrana baktım; Kemal arıyordu.

Eylül ve Melis bahar partisi için askıdaki elbiseleri hunharca karıştırırken mağazadan çıkarak telefonu açtım.

"Efendim canım?"
"Ne yapıyorsun?"
"Eylül ve Melis'le alışveriş yapıyorduk. Sen?"
"Ela biraz önce gitti," demesi üzerine neredeyse nefesimi tutarak devam etmesini bekledim. "Bebeği aldırmasını, aldırmazsa tek başına büyüteceğini, ikisinin de beni hiç görmeyeceklerini falan söyledim seninle konuştuğumuz gibi. Aldırıp aldırmayacağını bilmiyorum ama artık hayatımızdan çıktığına emin olabilirsin."

Rahat bir nefes aldım. "O zaman bebekle ilgili düşüncelerini Ela da bildiğine göre bence artık bu işin peşini bırakmalıyız. Tamam, tabii ki aldırması ve doğurması çok farklı şeyler, ama madem doğursa bile onları hiç görmemeye karar verdin, artık bu konuyu düşünmemize gerek yok, nasılsa bizim için hiçbir şey değişmeyecek, öyle değil mi?"

Sözlerim üzerine kısa bir sessizlik yaşandıktan sonra, "Öyle tabii," dedi. "Tek bakamayacağını biliyorum, büyük ihtimalle aldırır. Neyse, bana söz verdiğin gibi sen bunları düşünme. Birlikte çok güzel bir hayatımız olacak, ve istediğin gibi, tıp fakültesini kazanacaksın."

Son sözleri üzerine gülümsememe engel olamadım. Küçüklüğümden beri aşk evliliği yapmanın, her zaman hayallerimde olan bir mesleğimin olmasını isterdim. Ve bu isteklerimi yapacağım yılları sabırsızlıkla beklerdim. İşte o yıllar gelmişti, ve hayallerimi gerçekleştirecek gibi görünüyordum, en azından şimdilik. Ama tıp fakültesi konusunda Kemal'le olan ilişkimiz yüzünden emin olamıyordum.

"Evet, çok mutlu olacağız," dedim ve mağazanın içine doğru bakmamla Eylül ve Melis'le gözgöze gelmem bir oldu. İkisinin de üzerinde denedikleri mini elbiseleri vardı. "Neyse, benim kapatmam lazım, Eylül'le Melis beni bekliyorlar," diyerek telefonu kapatıp yanlarına gittim.
"Kiminle konuşuyordun?" diye sordu Eylül. "Yoksa Kemal Hoca Ela'yla konuşmuş mu?"

"Evet," diyerek Kemal'le konuştuklarımızı anlattım.
"Oh be, ben bile rahatladım, sizi düşünemiyorum," dedi Melis.
"Hayatımda bu kadar yüzsüz ve gurursuz birini görmemiştim, Irmak ve Deniz'i bile geçer. Kemal onu sevmediğiyle ve ona geri dönmeyeceğiyle ilgili neler söylüyor, hala peşini bırakmıyor, bir görseniz," dedim.
Eylül, "Ela'yı çok merak ettiğimi itiraf edeyim," dedi.
"Tanımamış olmak için neler vermezdim," dedim. "Neyse bebeği aldırsa da aldırmasa da bir daha ne ben göreceğim o cadıyı ve bebeğini, ne de Kemal."
"Mira, çok şanslı olduğunun umarım farkındasındır," dedi Melis. "Ya da uygun kelime 'şanslı' mı bilmiyorum, ama Kemal Hoca, Ela'ya dönmese de değil bebeği kabul edip bakacağını söylemek, bebeğin aldırılmasını istediğini, aldırılmasa da asla onları görmek istemediğini söyledi."
"Haklısın Melisciğim," diye araya girdi Eylül. "Ama burada doğru kelime 'şanslı' olmuyor. Sadece Kemal Hoca bebeği de olsa kimseyi umursamayacak kadar Mira'ya aşık, o kadar."
Hafifçe gülümsedim. Sene başından beri yaşadıklarımızı düşündükçe o kadar duygulanıyordum ki gözlerim dolmak üzere olduğu için konuyu değiştirmek istedim. "Neyse, gevezelik yapmayın. Bakayım üstünüzdekilere," dedim ve Eylül ve Melis'i baştan aşağı süzdüm. "Parti için fazla sadeler."
Melis dudağını büktü. "Peki o zaman bunları çıkaralım da başka mağazalara bakalım," dedi.
Kabinden çıkmaları üzerine neredeyse tüm alışveriş merkezini tavaf ettikten sonra Eylül neredeyse yeri süpüren siyah, altın rengi kemeri olan, Melis kırmızı, askılı, ben de göğüs dekoltesi olan beyaz mini elbise ve pembe çiçekli taç aldım.
Sıra çanta bakmaya gelince; bu çok uyduruk, bu çok sade, bu çok gösterişli, bu elbisemizle uyumlu değil, diye diye sonunda çantalarımızı da aldık ve yemek yemek için bir pizzacıya oturduk.
"Ee," dedi Melis. "Bana birini buluyordunuz hani?"
"Benim dertlerim başımdan aşkındı, biliyorsun," dedim. "Ama aklımda birisi var. Hatırlıyor musunuz, Kemal sene başında üniversiteler hakkında bilgi verirken kuzeninin yeni üniversiteye başladığından bahsetmişti."
"Evet," dedi Eylül düşünceli bir şekilde. "Yoksa enişte adayımız o mu?"
"Çocuğu daha görmedim, ama neden olmasın?"
Melis, "Eğer Kemal Hoca'yla kan bağı varsa yakışıklı olmaması imkansız," dedi.
Güldüm. "Peki, o zaman umarım bir an önce bir araya geliriz de sana uygun olup olmadığına bakabilirim. Biliyorsunuz, çocuk İzmir'de okuyor."
Eylül, "Peki, o yedekte dursun," diyerek Melis'e döndü. "Melis, Sarp'ı neden reddettiğini hala anlayamıyorum."
Melis parmaklarını açarak saymaya başladı. "Birincisi; birkaç hafta önce Mira'ya teklif ettiği için beni gerçekten sevmediği belliydi, yani sırf bir sevgilisi olsun diye teklif etmişti, ikincisi de; Can'a benziyor."
Gözlerimi devirdim. "Kusura bakma Melis ama Can tüm bu olanları unutmuştur bile. Aradan kaç sene geçtiğinin farkında mısın?"
"Haklısın, ama Can'la olan ilişkimizi bilmiyormuş gibi konuşmayın. Kerem ve senden bile daha dillere destandı aşkımız," dedi ve 'öyle değil mi' anlamında kaşlarını kaldırdı.
Melis'in masanın üstünde duran eline uzanıp tuttum. "Biliyorum canım. Ama biz de senin artık bunları kafandan silip atmanı, biriyle mutlu olmanı istiyoruz."
"Ben de bunu biliyorum canım. Ama acelesi yok, Kemal Hoca'nın kuzenini görsek yeterli."
"Güzel, kabul etmene sevindim," dedim gülümseyerek, ve Eylül'e döndüm. "Kuzey ne yapıyor?"
"Kerem'le antrenmanları vardı," dedi ve kısa bir sessizlikten sonra birden yemekten başını kaldırıp, "Aa, bu arada futbol turnuvası varmış kızlar için. Yakında duyuru yapacaklarmış, Kuzey söyledi," dedi.
"Bu kadar heyecanlı söylediğine göre katılmayı düşünüyorsun ve bizi de peşinde sürükleyeceksin, değil mi?"
"Evet, öyle de denebilir. Çok eğlenceli olur, kesinlikle katılmalıyız."
Yemeğime devam edip katılırsak nasıl olacağını şöyle bir düşünürken, Melis, "Ne zamanmış?" diye sordu.
"Bahar partisinden sonra, yani yaklaşık iki-üç hafta sonraya denk geliyor."
"Ah, bitmiyor bu okulda etkinlikler, maceralar, özellikle de bu sene," dedim.
"Daha iyi değil mi?" dedi Eylül. "Bence liseyi en iyi hatırlayanlar biz olacağız. Biliyor musunuz, hiç mezun olmak istemiyorum. Bu yılların anıya dönüşeceğini düşündükçe gözlerim doluyor."
"Bu yıllar birer anıya dönüşebilir, ama unutmayın ki lise bitse de her zaman birlikte olacağız ve birbirimizin en yakın arkadaşları olarak kalacağız," diyerek gülümsedim.
Ertesi gün olayların neredeyse çözüme kavuşmuş olmasının verdiği rahatlıkla okula gittim. Herkes birkaç hafta sonra olacak bahar partisini konuşuyordu ve erkekler birlikte gitmek için kızlara teklif etmeye başlamışlardı bile. Gelen tüm teklifleri kibarca reddetmek zorundaydım. İşin kötü kısmı da Kemal'le gidemeyeceğim için mecburen yalnız gidecektim.

Edebiyat ÖğretmenimBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!