4. Bölüm

346 22 11

Arkadaşlar, medyada sürekli piyano eserleri görmeniz Yankı Nefes'in bu türü sevmesinden kaynaklı. Eğer sevmiyorsanız, başka şarkılarla da okuyabilirsiniz. Neyse, daha fazla uzatmadan sizi bölümle baş başa bırakıyorum. Asıl söylemek istediklerimi aşağı yazacağım:)

    Zeynep biraz sakinleştikten sonra evine gitmişti. Annem ve babam ise işlerini olduğunu söyleyerek birlikte çıkmışlardı. Abim zaten evde değildi. Sonuç olarak koskoca evde yalnızdım ve ben yalnız olmaktan delicesine korkardım. Çocukluğumdan bana kalan kötü bir alışkanlıktı işte. O zamanlar evde yalnız kaldığımda canavarların ortaya çıkıp beni yemek istediğine inanıyordum. Bunu hatırladığımda dudağımın sağ tarafı yukarı kıvrıldı. Küçükken korkmak için gayet geçerli (!) bir sebebim vardı fakat şuan neden huzursuz olduğumu bilmiyordum. 

    Yalnız kalmamak için Damla'yı bize çağırmayı düşündüm. Konuşma engelli olduğum için normal bir okula gidemediğimden özel hocalardan ders alıyordum. Aslında ben ve benim gibiler için özel okullar vardı fakat ailem benim oraya gitmem yerine evde ders almamın daha doğru olduğunu düşünüyordu. Damla da bu hocalardan biriydi. Adıyla hitap ediyordum çünkü benden sadece iki yaş büyük bir üniversite öğrencisiydi. Aramız oldukça iyiydi ve ders çalıştığımız zamanlar dışında onunla oturup sohbet etmeyi çok seviyordum. Bu yüzden telefonumu arka cebimden çıkararak ona müsait olup olmadığını soran bir mesaj attım. Çok bekletmeden cevap vererek çoktan yola çıktığını söylemişti. Deli kız, beni asla kırmazdı. Belki de onu bu kadar çok sevmemin en belirgin sebeplerinden biri de buydu. 

***

   İyice tencerenin dibine yapışan pudinge umutsuzlukla baktım. Arkadaşım için tatlı yapmaya çalışıyordum, çikolatalı pudinge bayılırdı. Fakat sadece iki dakika odama gitmeme rağmen mutfağa geri döndüğümde tencerenin dibine yapışmış, iğrenç kıvamlı bir şeyle karşılaşmıştım. Tamam, fazla mutfağa girmiyor olabilirdim ama bu kadar beceriksizlik benim için bile fazlaydı. Ben kaynamaktan bi' hal olmuş tatlıyla uğraşırken kapı çaldı. Hızla ocağın altını söndürdüm ve kapıyı açmaya gittim. Damla her zaman ki güzelliğiyle karşımda duruyordu. Dışarısı serin olduğu içindi sanırım, iki avcunu burnuna kapatmış üflüyordu. Kapıyı açtığımı fark ettiğinde ellerini burnundan çekti ve bana kocaman bir gülümseme bahşetti. O kadar sıcak bir gülümsüyordu ki, bunu size nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Sanırım görmeyen anlayamazdı. 

    Damla içeri girdiğinde burnuna gelen kokulardan dolayı direk mutfağa yönelmişti. Bende hemen arkasındaydım ve yaklaşık iki saniye sonra onun gür kahkahası kulaklarıma dolmuştu. Bana bakıyordu fakat o kadar çok gülüyordu ki bu konuşmasına engel oluyordu. Kesik kesik:

    ''Se-en.. Puding.. Mi yapmaya... *kahkaha*  çalıştın Yankı?'' diye sordu.

    Alt dudağımı dişleyip masumca sırıttım. Ne olmuş yani dünyanın en basit tatlısını yapmaya çalışırken dibi tutmuşsa? Her genç kızın başına gelebilecek şeylerdi bunlar. 

     Ellerimi kullanarak: ''En azından denedim, sen onu bile yapmıyorsun.'' dedim. Saçlarımı savurup arkamı döndüğümde ona küsmediğimi gayet iyi biliyordu. Nasıl küsebilirdim ki zaten, insan sevdiğine hiç küser miydi? Aklıma Pepee'nin şarkısı geldiğinde cidden saçma şeyler düşündüğümü fark ettim. Bu sıralar çok fazla Zeynep'le takılıyor olmamın sonuçlarıydı.

  ''Ben sana mantılar, börekler açarım gülüm, sen yeter ki iste.'' dediğinde daha fazla dayanamayarak ona döndüm ve boynuna sarıldım. Nasıl da özlemiştim arkadaşımı.  Kıkırdayarak o da belime sarıldı. Ayrıldığımızda elinden tutup onu odama sürüklemeye başladım. Bağırarak yürüyebildiğini söylemesinin bir faydası dokunmuyordu. Damla'yı sinir etmeyi çok seviyordum, eğer sürüklenmekten hoşlanmıyorsa kesinlikle sürüklerdim. İçimdeki küçük şeytanın kahkahalarıyla birlikte Damla'nın çırpınışlarını dinlemek açıkçası çok zevkliydi.

Sessiz Haykırış [Askıda]Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!