Merhabalar, biz geldik! 🌨
Bir önceki bölümlere oy vermediyseniz, oy verir misiniz? Satır arası yorumlarınızı deli gibi merak ediyorum, oy ve yorumlarınızı lütfen eksik etmeyin!
Bölüm gerçekten uzun bu yüzden sindire sindire okuyun. Keyifli okumalar!
Yunus Emre, İstanbul'la Değil Sorunum
Tamino, Persephone
3. Kaybolan Hatıralar
Vural Emir Ahıskalı'dan...
Öfke, insanın zihniyle sürtüştüğünü sanır. Öfke keskinleştikçe insan körleşir. Artık gördüğü şey etrafındaki eşyalar ya da insanlar değil, kibirle büyüyen cehalettir.
Her insan, öldüğünde zihninde asılı kalmış düşünceleri de beraberinde götürür. Her cenaze, içinde öldürdüğü insanlarla beraber toprağa birden fazla ömür gömer.
Ben ne ölmüştüm ne de her yanından delinmiş bir ceset olup şehit mezarlığına gömülmüştüm... Eğer ölmediysem; neden içimde öldürdüğüm seslerin, zihin duvarlarıma attığı çentikleri şarapnel izi gibi zihnimde taşıyordum?
Hayatta kalmıştım ve bu, sırtında ruhunu bir ceset gibi taşıyan insan için en kötüsüydü.
Kan dolmuş gözlerimde, savunmasız anlarda yakama asılan yaşama inancının bıraktığı lekeler vardı.
İnanmak.
Bir insana ya da bir umuda.
İnanç duygusu; yara kelimesinin sırtındaki kemiklerden çekip çıkarıldığında, bir mezar taşının gölgesinde, üçüncü gecenin koynundaydım.
Ağabeyime ait olan mezar taşı gölgesinde.
Babam, evladım değilsin, demeden birkaç saat önce sırtımı yasladığım dağın aşınmaz karları elime gelmez sanırdım.
İnsan bu dünyada ailesine de sırtını yaslayamazsa, kime yaslardı?
Kendine, diye fısıldadı gölgem. Kendine yaslanan her zaman dik yürür.
Gözlerim, bir gölge gibi anayola düşen sisi izlerken parmaklarım dokunmatik ekrana uzandı ve düşüncelerime bastığım şarkının sesini açtı. Günde kaç kez zihnimin içinde çaldığını bilmediğim şarkının sözlerini dudaklarımın arasında parçalarken, parmak uçlarımın değdiği direksiyona vurarak ritim tutturdum.
Sonra bakışlarım, çengelli iğne gibi dün gece aracın dikiz aynasına geçirmiş olduğum kelebek kolyesine takıldı.
Nare'nin kolyesine.
Operasyondan sonra, uğruna, ilk uçakla İstanbul'a geldiğim kıza ait olan kolyeye.
Kolyeyi asılı olan dikiz aynasından aldım, siyah, dizlerimin üzerinde biten kaşe kabanımın geniş cebine koydum.
''Dünya tersine dönse vazgeçmem,'' diye mırıldandım, radyoda çalan şarkının sözleri dilimin altına sakladığım neşterle kanadı. ''Gökteki güneş sönse vazgeçmem; canımdan geçerim, senden vazgeçmem... Ölsem vazgeçmem.''
Bir elimi açık olan camdan dışarı çıkardım, direksiyonu sağa kırdım ve araç istediğim gibi buz tutmuş asfaltın üzerinde yağ gibi kaydı. Direksiyon hakimiyeti hala tek elimdeydi. Kahvehanenin önüne aracı park etmeye hazırlanırken, ''Şekilsin,'' dedi tanıdık ses. ''Ama senin şeklini burada alırlar.''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VURGUN
Teen FictionVURGUN I, Kelebek Çiçekler çok yakında Lapis Yayınları ile raflarda!.. Geçmiş; yazılmayı bekleyen bir romanın ilk cümlelerini kulağıma fısıldadığında kurtarıcım olan adamın rahesinde ağzımdan akan kan vardı. ''Seni bulduğum gün kollarıma almasaydı...
