Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, memleketin birinde, bir bahçede çocuklar cirit atarken, bu bahçenin sahibi olan bencil bir dev varmış. Öylesine bencilmiş ki, kendisinden başkasını hiç mi hiç düşünmezmiş. Bu bencil devin bir de çok mu çok güzel bir bahçesi varmış. Gel zaman, git zaman, bir gün bu dev bir yolculuğa çıkmış; az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, nihayet yaşadığı kentten ayrılmış. Bunu duyan mahallenin çocukları hiç durur mu? Sevinçle, coşkuyla devin o güzelim bahçesine dalıvermişler; başlamışlar oynamaya. Yemyeşil çimenlerle kaplı o bahçede türlü türlü ağaçlar ilkbaharda çiçeklerle donanır, sonbahardaysa meyvelerle yüklü ağaçların arasında kuş sesleri insana tatlı nağmeler okurmuş. Bazen bu kuş sesleri çocukları mest eder, çocuklar da oyunlarına ara vererek kuşların o tatlı nağmelerini dinler ve bu bahçede ne kadar çok mutlu olduklarını tekrarlayıp dururlarmış.

Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra, bir gün bu bencil dev çıkıp geri gelmiş. Bir de ne görsün?! Mahallenin çocukları bahçesinde cirit atıyor. Kızmış, bağırmış, “sizi gidi haylazlar sizi, defolun buradan, benim bu güzelim bahçemde oynamak için size kim izin verdi?” diyerek kovmuş onları. Sonra, çocuklar bir daha bahçesine giremesinler diye, bahçenin etrafını yüksek bir duvarla çevirmiş, üzerine de, “Girmek yasaktır” diye yazılı bir levha asmış.

Zavallı çocukların artık oynayacak bir yerleri kalmamış. Okuldan çıktıktan sonra duvarın etrafında üzgün üzgün dolaşıp, “Bir zamanlar bu bahçede ne kadar mutluyduk!” diyerek içlerini çekiyorlarmış.

İlkbahar gelmiş, çiçekler açmış, kuşlar ise her tarafta güzelim, insanı mest eden ezgilerini okumaya başlamışlar. Şarkılar, türküler okurlarmış; ama o bencil devin bahçesinde ne kış elini ayağını çekmiş, ne de bahar gelmiş. O bahçede çocukları görmeyen kuşlar seslerini keserek oradan ayrılmışlar. Ağaçlar da çocukları görmeyince çiçek açmaktan vazgeçmişler. Bu durumdan sadece üç kişi memnunmuş: Kar, tipi ve kırağı. “Bu ne büyük mutluluk öyle!” demişler kendi kendilerine. “İlkbahar burayı unutmuş! Bütün yıl burada kalıp sefa süreceğiz” diyerek sevinçle coşmuşlar. Kar, bembeyaz mantosuyla çimenlerin üzerini örtmüş, kırağı ise ağaçları gümüş bir renge boyamış.

Bencil dev, penceresinin önünde oturmuş, dışarıya bakarak, “Acaba ilkbahar ne zaman gelecek?” diye düşünüyormuş. Ama ne ilkbahar, ne de yaz gelmiş devin bahçesine. Başka yerlerde sonbahar gelip çatmış, ağaçlar dolu dolu meyveler vermiş, ama devin bahçesinde yeşillikten bir eser yokmuş. Orada kış hâlâ devam ediyormuş.

Dev, bir sabah uyanıp yatağında derin derin düşünürken birden kulağına tatlı bir melodi gelmiş. Bu ezgi onu öylesine mest etmiş ki, “Acaba bu melodiyi melekler mi çalıyor, yoksa kralın özel çalgıcıları mı geldi?” diye düşünürken bir de ne görsün? Bu melodiyi penceresine konmuş bir kuş söylüyormuş. Uzun zamandan beri duymadığı bu ses onu mest etmiş. Derin bir nefes alırken, etrafı çiçek kokuları sarıvermiş.

Dev sevinçle, “ilkbahar geldi” diyerek yatağından fırlamış, pencereye koşarak hemen bahçesine bir göz atmış. Bir de ne görsün? Bahçenin duvarından açılan bir delikten çocuklar bahçeye girmiş, ağaçlara tırmanıp dallarda oturmuşlar. Her ağaçta bir çocuk. Ağaçlar çocukların geri dönüşlerine o kadar çok sevinmişler ki, dallarını hemen rengârenk çiçeklerle donatmışlar. Her dal neşe içinde bir nağme okumaya, sağa sola dans edercesine sallanmaya başlamış. Kuşlar da güllük gülistanlık olan bahçeye üşüşmüşler ve ağaçlarla çiçeklerin ezgilerine katılmışlar. Çiçekler yemyeşil otlar arasından başlarını kaldırıp etrafa tatlı tatlı gülücükler ve sağa sola öpücükler yolluyorlarmış.

Ne güzel bir manzara, değil mi? Ama bahçenin köşelerinde kış halen etkisini sürdürüyormuş. Orada küçük bir çocuk ağacın altında durmuş, dallara yetişmeye çalışıyor, başaramadığı için de hüngür hüngür ağlıyormuş. Zavallı ağaç, dondurucu soğukta titreyen, kırağıyla kaplı dallarını mümkün olduğu kadar yere eğmiş, “haydi yavrum, tut, tırman!” diye çocuğu isteklendiriyor, ama ne yazık ki, küçüğün boyu bir türlü yetişemiyormuş.

ikiz kızların ölümüBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!