Sabah, gözlerimi açtığımda etraf çok sessizdi. Burcu uyanmamamış olmalıydı. Acıkmış olduğumu fark ettim uyanır uyanmaz direk mutfağın yolunu tuttum. Ortalıkta bir dolu çöp yığını vardı. Burcu Hanım toplamaz şimdi bunları. En iyisi ben dışarı çıkıp, atayım. 

"Burcuu, terliklerimi nereye koydun?" Burcu cevap vermiyordu. Ne derin uykusu var şu kızın da ya diye geçirdim içimden. Neyse, şunun terliklerini giyip çıkayım bari.

Elimde kocaman iki tane siyah çöp poşetini sürükleyerek asansöre bindim. Apartmanın merdivenlerinden de zar zor sürükledikten sonra çöp kutusuna nihayet geldim. Çöpleri attığım anda çöp kutusunun içinden kedi fırladı. Kedinin fırlamasıyla aniden geri çekildim. Korkmuştum. Kafamı kaldırdığımda, Emir karşımda duruyordu. Nereden çıktı bu şimdi? Bir de üstümde pijamalarım vardı... Ayağımda ise terlikler... Saçlarım desen ayrı bir alemdi. Her neyse Emir'e güzel görünmek umurumda bile değildi. Eskiden olsa Emir'e güzel görünmek için saatlerce ayna karşısında zaman kaybederdim. Ben içimden bunları düşünürken Emir yanıma yaklaşmıştı, onun sesiyle irkildim: "Esin, beni duyuyor musun?" 

"Ne işin var senin burada sabah sabah?"

"Seni merak ettim. Neden telefonuna cevap vermiyorsun?"

Nasıl yani? Hangi ara beni aramıştı da telefonumu duymamıştım ki acaba?

Tam Emir'e cevap verecekken karşı kaldırımda Ozan'ın arabasını gördüm. Arabasından indi ve bize doğru yaklaşıyordu. Emir'e arkamı döndüm ve tam Ozan'ın olduğu tarafa doğru gidecekken, Emir kolumu kavrayıp beni kendi tarafına doğru çekti. Ben ne olduğunu anlayamadan, beni dudaklarımdan öptü. Hemen Emir'i ittim. "Sen ne yaptığını zannediyorsun? Hem de sevgilimin önünde!" "Sevgilin mi?" Emir şaşırmıştı. Ozan ise çok sinirlenmişti. Tam Emir'e vuracakken Emir kolunu tuttu: "Esin benim sevgilim Ozan, senin ise hiçbir şeyin değil. Olamaz da buna asla izin vermem." Emir. Ozan'a eskiden sevgili olduğumuzu söylemişti... Ozan duraksadı. Bana bakıyordu. Benden bir cevap bekliyordu. Benim sustuğumu görünce yanıma yaklaştı, kolumu sıktı.

"Canım yanıyor, Ozan. Bırak kolumu. Anlatacağım sana lütfen. Beni dinle." Artık göz yaşlarıma hakim olamıyordum.

"Esin, bana bunu nasıl yaptın? Neden bana yalan söyledin? Ben sana sormuştum. Neden sakladın benden? Beni kandırdın."

"B-ben söyleyecektim ama biraz zamana ihtiyacım vardı. Aramızdaki her şey çok hızlı gelişti, seni kaybetmek istemedim."

Ozan, çekip gitti. Arkasına dönüp bakmadı bile.

Peşinden ağlayarak koşuyordum. O ise arabasıyla uzaklaşıyordu. Bir süre arabasının arkasından koştum, daha fazladayanamayarak yere yığıldım. Yerdeyken tek bir şeyi tekrarlıyordum: "Gitme! Beni bırakma. Gitme!"

-*-*-*-

24 Mayıs, Pazar 

Burcu'nun beni dürtmesiyle yatağımdan sıçrayarak uyandım. Hala içimden "Gitme!" diye fısıldıyordum. Burcu göz yaşlarımı silerek: "Sakin ol, canım. Sadece bir kabustu."

Nasıl yani? Bunların hepsi bir kabus muydu sadece? Gerçekten çok gerçekçiydi. Resmen yaşamıştım. Alnımdan terler süzülüyordu.

"Hadi gel, elini yüzünü yıkayalım Esin. Tabii bu kadar saat uyursan olacağı bu."

"Saat kaç ki?"

"Saat 12. Bir de bana uykucu dersin. Hadi kalk. Alt tarafı bir kabus gördün ya gören de gerçekten bir şey oldu zannedecek."

Burcu haklıydı. Alt tarafı bir kabus görmüştüm değil mi? Aslında bu kabusun beni bu kadar etkilemesinin tek bir nedeni vardı. O da gerçek olabilme ihtimaliydi. Sonuçta Ozan'a yalan söylemiştim.

Bir Aşkın GünlüğüBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!