Bölüm 45: Ruhsuz Adam

6.4K 269 9

JorgEyes adlı kişiye ithafen.

Sadistkoliklerimmm... :D :D yerim sizi ben. Diğer iki kitabıma da yb geldi bakarsanız sevinirim. *-*

Bazen kitap okumak o kitabın filmini izlemekten daha heyecan verici olabilir. Unutma, senin hayallerin herşeyden daha değerli.

"Şu yıldız bana seni anımsatıyor. Çok büyük ve parlak."

"Yanındaki yıldız olmadan bir hiç bence." Ellerimi başımın altından alıp, çimende olan vücudumu ona doğru çevirdim. "Ama yanındaki küçük bir yıldız ve hiç dikkat çekmiyor." diye mırıldandım. O mükemmeldi. Ben ise.. onun gibi olamıyordum. "Nasıl olursan ol sen hep benim parlayan tek yıldızım olarak kalacaksın." dedi ve alnımı öptü. Tekrar sırt üstü uzandım ve yıldızlara bakarak sohbet etmeye devam ettim. "Sen de benim." deyip gülümsedim. Bunu görmemişti belki ama önemli değildi. "Artık asla yalnız kalmayacaksın. Nereye gidersen ben olacağım yanında. Güvendiğim bir Deniz vardı ona da-"

"Şş.. Deniz'in bir suçu yok. O eve gitmeyi ben istedim."

"Tamam bebeğim kapatalım bu konuyu."

"Gelinlim seçimini beğendim." dedim. "Birdahakine sen seçersin. Üzerinde görüp almak istiyorum. Uğursuzluk getirir filan deme sakın." dedi. Güldüm. "Ben diğerlerine benzemem." dedim. "İyi o zaman. Görmek için düğün gününü beklemek zorunda kalmam, seni beyazlar içinde."

"Yavaş ol. Hala zorundasın. Uğursuzluk getirdiğini sanmıyorum o kadar. Süprizleri seviyorum." dedim. Rahatlamış hali silindi.

"Canın sıkılıyorsa oyun oynayacak bir yerde değiliz. Sen zararlı çıkarsın."

"Mmm öyle mi?" dedim. Anında yattığım yerden kalkıp koşmaya başladım. Çakıl da arkamdan geliyordu. Neden bu kadar yavaş koşuyorum? Saatlerdir yatıyosun da ondan. Çakıl arkamdan koşuyordu. Kısa sürede beni yakaladı ve omzuna attı. "Yere indir beni!" Bağırıyordum ama bir yandan da gülmeden edemedim. "Bırak beni! Ağırım ben biryerin ağrır sonra." Gülüyordum.

"Çeneni kapatmazsan senin bir yerin ağrıyacak." dedi ve sırıttı. Niye bunu yapıyordu ki.. O ve ima ettiği şeyler. Sanırım onu tahmin ettiğimden daha fazla özlemişim. "Korktun mu sesin çıkmıyor artık." deyip tekrar sırıttı. "Seni ne kadar özlediğimi hesaplayabilirsem, sana tekrar döneceğim." Düşünüyor gibi yaptı. "O zamana kadar yaşayacağımı sanmıyorum." dedi ve beni yere indirdi. Gözlerine kırılmış gibi baktım. "Yaşamanı istiyorum. Sen yanımda olursan hiçbirşey düşünmeyeceğime söz veriyorum." İki elini yüzüme koyarak beni kendine çekti ve alnımı öptü. Bundan hoşlanıyordu o da ben de. Ama hayal kırıklığı yaşamamış da değildim. "Bin hadi." dedi. Ne bekliyordum ki? Aslında birçok şey. İkimizde yerleştiğimizde çalıştırdı ve ikimize ait eve doğru yola çıktık. Yol boyunca hiç konuşmadık. Saat kaçtı acaba? Telefona baktığımda gece yarısını çoktan geçtiğini gördüm. Bugün güne ağlayarak başladım. Çakıl yok diye. Ölmek üzereydim. Boğazımdaki yumru nefes almamı engelliyordu. Sonra gerçek ailemi görme fırsatım oldu. Abim olan çocuk sayesinde Cenk'le New York'a gitmekten de kurtulmuş oldum. Gecenin bir vaktinde camdan dışarıyı izlerken düşüncelerim tam da buydu. Evden okula, okuldan eve... böyle bir hayatı tamamen değişik olaylar kaplamıştı. On sekizimde yaşayacağım ne varsa hatta ne yoksa yaşamıştım. Ama bunların içinde mükemmel şeyler de gelmişti başıma. Şuan yanımda olan afet gibi...

"Tahmin ediyim ben senin yanındayım ama sen hala başka şeyler düşünüyorsun. Sözünü tutamadın değil mi?"

"Sen yanımda olsan da olmasan da aklımdan bir dakika çıkmıyorsun." dedim. Çünkü öyleydi. Onu düşünmeden bir dakika geçirmem imkansızdı. Evimizin önünde geldiğimizde park etti. Beraber inip adımladık. Kapıyı o açtı ve geçti. Anahratı ben aldım ve kapıyı yavaşça kapattım. Işığı açtığında arkamı döndüm. Bu da ne! Harika birşey! Hepsini o mu yapmıştı?

"Birşey demeyecek misin?" diyerek gülümsedi. Boynuna atladım. "Diyecek kelime bulamıyorum. Sen.. sen harikasın." Boynuna sarılmış kollarımı bırakıp parmak uçlarımdan indim. Balonlarla doluydu orta sehpanın yanı. Merdivenlere kadar güller vardı yerde. Yaprak yaprak... Siyah, oldukça güzel duran sehpanın üzerinde ikmizin fotoğrafının basılı olduğu bir pasta ve üzerinde bir yazı gördüm.

'Her zaman yanımda olacağına söz verir misin?'

"Evet Çakıl. Evet. Her zaman yanında olacağıma söz veriyorum." dedim.

"Seni mutlu etmek o kadar kolay ki. Birkaç gül yaprağı ve kremadan ibaret olan saçma bir pasta-"

"Hayır. Bana bakarak gülümsemen bile benim için çok değerli. Bunu benim için düşündüğün birkaç dakika bile çok değerli sevgilim." Üzerimdeki montu çıkardım ve koltuğa attım. Çakıl da o muazzam deri ceketini benimkinin yanına attı. Içindeki siyah tişörtü onu daha da dayanılmaz yapıyordu. "Bana bakmayı kesmezsen ne yapacağım belli olmaz." dedi. Ben de parmağımı pastaya değdirip burnuna sürdüm. Gülümsedi. Elinin tersiyle silip birkaç saniye daha bana baktı. Daha sonra pastaya işaret parmağı ile bir kalp çizdi. Bir yanına E diğer yanına ise Ç yaptı. Oraları yiyebilmek için ölüyordum. Parmaklarının tadı pastayla bütünleşmişti. "Sevdiğim biri hiç olmadı. Bunu bana yaptıracak hiçbir kız olmadı." dediğinde içimde bir burukluk hissettim. Onun gibi sert birinden kalp çizmesini beklemiyordum zaten. Ama böyle söylemesi içimi acıtmaya yetmişti. Ben de kimseyi bu kadar sevememiş sahiplenememiştim. Elini tuttum ve dudağıma yaklaştırdım. Parmak uçlarını yalayıp gülümsedim. Dikkatlice dudağıma baktı ve yüzüme eğilip küçük bir öpücüğünü bağışladı bana. Birden yapmıştı bunu nedensizce.

"Bana öyle bakma güzelim. Dudağının kenarına bulaştıran sendin." deyince küçük bir çocuk gibi hissettim kendimi. Etkilemek isterken işi eline yüzüne bulaştıran yine ben olmuştum. Kızarmış olabilir miydi yanaklarım? Endişe ettim ve ayağa kalktım. Önünden geçip banyoya ilerledim. Dudağımda pasta kreması kalmadığına emindim ama bu ellerle duramazdım. Aynadaki yansımama bakıp gülümsedim. İlk defa güzel bir yüzle karşılaşmıştım, mutlu bir yüzle, aşkla bakan gözlerle... Yüzümü yıkadım ve havlu ile kuruladım. Derin derin nefesler aldım. Sanki havayı ciğerlerime depo ediyormuşum gibi. Onun yanında nefes almak neredeyse imkansızdı. Bedenimdeki her hücre onun için kıvranırken nasıl nefes alabilirdim ki? Kapıyı açıp çıktım. Çakıl hala bıraktığım yerde beni bekliyor olur sanıyordum ama kanepeye uzanmıştı. Yanına gittiğimde gözleri kapalıydı. Yukarı kata çıkıp odamızdan pike aldım. Üşümesini istemezdim. Aşağı indim ve pikeyi üstüne örtüyordum. Gözü kapalıyken eli bileğimi kavradı. Korkmuştum. Beklemediğim kesindi. Yanına çekince beni itiraz etmedim. Her zaman istediğim gibi yanına yattım ve kolları ile beni esir almasına izin verdim. Kanepe bir yatak kadar olmasada büyüktü.

"Uyu, benim parlayan tek yıldızım."

"Peki, ışık saçmamı sağlayan kusursuz adam." dediğimde göz ucuyla bana baktı tekar gözlerini kapatıp gülümsedi. Hiçbir insan kusursuz değildi. O da öyle. Bu düşünceyi hemen kafamdan atmaya çalıştım ama mümkün değildi. Kusursuz değildi işte... Duygularını çok fazla belli edemiyor ve bazen beni kırabiliyordu. Sürekli gizlediği şeyleri düşününce bile canım yanmıştı. O küçük bebek Çakıl yalnız uyurken babasının başka bir kadınla uyuması kendimi kötü hissetmeme neden oldu. Eminim babasız olduğu için ilerde sorunlar yaşayacaktır. Karısı Duygu da iyi bir halde değildi. Acısı yokmuş, beni görünce yarası kanamamış gibi laf soktuğu kesindi ama onun yerinde kim olsa aynısını yapardı. O bebeğin bana ait olmasını istedim bir an. Daha evli bile değildik. Bu duyulursa kötü olurdu. Düşünceler beynimi kemirirken uyumam gerektiğini hatırladım ve kendimi kokusuna hapsettim....

Sadist misin? Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!