1

26 3 27
                                                  

Sadece yorgundum bedenim bir çuval misali olduğu yerde yayılırken beynim durmuyordu

Boşluktaydım artık ne bir evim nede bir ailem vardı kimliği olmayan yurtsuz bir varlıktım

Bir kelebek misali oradan oraya sürükleniyor yanıyor kırılıyor tuzla buz oluyordum bütün hücrelerimle bir amaç olmadan yaşıyordum

Bulunduğum güverte'nin kıyısında hemen yanımda elindeki şemsiyeyi başımın üzerinde tutan kadınla öylece duruyor ve batmakta olan güneşi izliyordum

Bitmiş bir haldeydim beynimdeki sorular dinmiyordu böyle dünyaya gelmeyi hak etmemiştim doğar doğmaz cezalandırılıp cehenneme mahkum edilmeyi ne hak etmiş nede buna layık bir günah işlemiştim

Tanrının varlığından dahi şüphe ederken bu düşünceler çokça saçma ve gereksizdi zira bunu bende
Her daim yanımda olan küçüklük dostumda çok iyi biliyordu

Biz istenmeyenlerdik sevilmeyen dışlananlardık o fahişe olarak anılan bir soyluydu bense deli bilinen bir yetim

Birbirimizi tamamlayan iki istenmeyen yokluk içinde varlığı tadan ama tadını beğenmeyen içi boşluktan ibaret iki günahkar

Gözlerim yanımdaki bedene zere değmeden sadece gün batımını izliyor ve düşünüyordum " şimdi ne yapmalıyım sence " dudaklarımdan bir mırıltı edasıyla dökülen kelimelerle beni bulan bakışlara çevirdim siyah irislerimi

Yüzünde kondurduğu saf tebessümle " bilmiyorum " dedi sesi ne bir endişe nede bir karamsarlık bulunduruyordu her zamanki halinden zere bir değişiklik yoktu hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu ve bu en sevdiğim alışkanlığıydı

Beni buna inandırıyordu her şeyin yolunda olduğuna hiç bir şeyin değişmediğini ama öyle değildi her şey değişmişti

Ben o çevremiz ailemiz yaşamalarımız her şey değişmişti artık ne o eskisi gibiydi nede ben

" Ama İngiltere güzel bir şehir herşeye yeni baştan başlamak için ideal bir liman değil mi sizce de " ona zere bakmadan arkamı dönüp kamarama doğru ilerledim " sanırsam öyle güzel bir ülke " yüzümde oluşan minik tebessümle ona doğru döndüm " bizim için ideal bir yaşam alanı "

***

Gözlerim tamamıyla kapalı parmaklarım piyano tuşlarında zarif bir dans edasıyla hareket ediyordu

Yaklaşık bir hafta olmuştu İngiltere bizim için yeni bir liman yeni bir dünyaydı
Derin bir nefes alıp parmaklarım ritminin daha da hızlandırırken ani bir hareketle parmaklarım aynı anda son dokunuşu yapmış ve bitmişti

İhtiyaç duyuyormuşcasına aldığım derin solukla gözlerim aralanıp alkışları dolduğu salonun buldu

Tek bir boş koltuğun bulunmadığı salonda gözlerim etrafı turladı
Oturduğum yerden sakin adımlarla kalkıp seyircileri selamladım

İnsanlar koyundan farksız varlıklardır adı sanı dahi bilinmeyen bir piyanist olan ben bunu bir kez daha anlamıştım
Oysa insanları bir yalana inandırmak bu kadar kolayken başarı önü kesilemez bir getiridir

Söylentiler çabuk yayılırdı olmayan bir şeyin hakkından herkesin bir bilgisi söyleyecek bir çift sözü mutlaka vardı

Gazetelerden çok daha işlevseldi bu durum kanımca

Perdeler sahneyi tamamen kapatırken adımlarım uyuşukça arka tarafa beni bekleyen nayeonun yanına ilerledi

Death Alone Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin