welcome!  login | sign up   Facebook Connect
 
Read what you like. Share what you write.

Posted by

tserbet

on Jan 03, 2008
Become a fan

Sanci yılani

0


SANCI YILANI





İçindekiler



bağbozumu

keletir'in kahvesi

ustaca bir ölüm

beyaz bir karanlıkta

bir yaz gecesinin sabahı

ay! o da mı öldü?

sancı yılanı

dört tek bir çift

mektup

yoksul yolculuk

diyet

bebek

dönüş

kar

BAĞBOZUMU

Her şey bir yol yitimiyle başladı.

Altımızda kara bir yılan gibi uzanıp bir yandan da gecenin derinliğine doğru ilerleyen o upuzun şerit, gözlerimin önünden bir anda silinince ne yapacağımı şaşırdım. Sanki yolu değil de yaşamı ikiye bölen bembeyaz çizgileri; sağa sola dizilmiş kırmızılı yeşilli kilometre taşlarını tuhaf bir telaşla aradım. Ama bulamadım hiçbirini. Bu sırada farların ışığı da sürekli yön değiştirmeye başlamıştı. Bir görünüp bir kaybolan ağaçların tepesini aydınlatıyorlardı ikide bir; yol gösterici fenerinin değişken ışığı gibi... Bütün ağaçlar birer yaprak yığınına dönüşmüşlerdi ve ben onların yalnızca üst dallarını görebiliyordum artık. Yeşille siyahın birbirine yakışmayan bu birlikteliği ürküttü beni. Her şey hızla biçim değiştirmeye başladı. Korktum. Çok korktum. Sarsıntılardan oluşan bir dünyanın içine düşmüştük. Daha önce hiç çıkmadığımız, acemisi olduğumuz bir yolculuğa çıkmak üzereydik hep birlikte... Bunu anladım.

Önce karım bağırdı. Ardından da çocukların sesi doluştu saçlarımın arasına. Direksiyonu hızla çevirdim. Boşa döndü, yani boşluğa... Sesler daha da çoğaldı. Patlayan camlar, kırılan lambalar ve yoğrulan metal yüzeyler, art arda yankılanmaya başladı gecenin içinde. Başım iki üç yere birden çarptı. Bir uğultu, içinden çıkılmaz bir dalgalanma kapladı benliğimi...

Bir ara kendi sesimi duyar gibi oldum. Hiçbir şeye benzemeyen sesimi... Çok geçmeden de kollarımın benden uzaklaşmakta oldukları duygusuna kapıldım. Tutunmak istediğim onca dal, ellerimin arasından kayıp gidiyordu sanki. Döndüm. Döndük! Arabanın içinde hepimiz döndük. Karımın ve çocuklarımın bağırmaları da döndü benimle birlikte. İlk taklayı böyle attık. Cam kırıkları, bir arı sürüsü gibi doluştu yüzüme. Kondukları her noktaya irili ufaklı acılar bırakarak öyle ustalıkla saplandılar ki döküldüm oracığa. O ana değin az da olsa bir umut vardı içimde. Boşalmakta olan bu örselenmiş zembereğin biraz sonra duracağını, bir noktaya gelip dayanacağını ve işte o noktadan güç alarak yeniden ayağa kalkacağımızı düşünüyordum. Fakat olmadı. Seslerin küçük patlamalara dönüşmeye başladığı sırada, yana doğru devrildim. Bir çözülmeydi bu. Bedenimi yaşama bağlayan zincirlerin titreyerek koptuğunu, sızılar denizine uzanan bir uçurumdan aşağıya doğru süzülmekte olduğumu fark ettim.

Bu kargaşada çocuklarımdan biri üstüme düştü. Acaba hangisiydi? Ayıramadım diğerinden. Utandım. Hem kendimden, hem de ondan; o üstüme düşenden... Oysa kırılan bir dalın çığlığına benziyordu sesi. Öylesine kısacık ve öylesine taze... Gözlerim kendiliğinden kapandı. Açtığımda bütün sarsıntılar bitmiş, üzerimdeki ağırlık da kalkmıştı. Ancak o zaman kocaman bir soluk alabildim. Arabanın içini bir sessizlik kaplamıştı. Yapayalnız bir sessizlik! Karıma dokunmak istedim. Yoktu yanımda. Yavaşça kaldırdım elimi. Boşluğu geçtim. Atabileceğim en uzak noktaya fırlattım parmaklarımı. Uçuştular bir süre oralarda. Ama hiçbir noktaya ulaşamadan geri döndüler. Güçsüzdüler. Havada öyle uzun süre gezinecek halleri yoktu. Buruşuk bir kâğıt parçası gibi gelip gövdemin kuytusuna yerleştiler. Bir sığınmaydı bu da. Yeniden denedim. Bir yerlere dokunabilmeyi çok istiyordum çünkü. Gene olmadı. İçimde bir sarnıç serinliği oluştu. Tuhaf bir yumuşaklık gelip oturdu bağrıma. Sonsuzluğa uzanan bir ormanın kapısına yaklaşıyor gibiydim. Doğrusu böyle bir durumda umarsızlığı yaşamamak olası değildi. Kapıldım o yılgınlığa. Aynı anda da farklı bir koku dayandı burnuma. Şimdiye değin hiç duymadığım bir koku... Bir kum serpintisi gibi... Acıyla karışık gelip ağzıma, burnuma ve göz kapaklarıma doldu. Yapışkan yaptı bedenimi. Ne karımın, ne de çocuklarımın sesini duyabiliyordum artık. Yoksa benden uzak yerlere savrulmuşlardı da, bir tek ben mi kalmıştım arabanın içinde? Yarım yarım düşündüm bunu da. Tamlığımın ayarı bozulmuştu çünkü.

Bu bozulmada elbette yalnız değildim. Her birimiz; sallanan, kırılan, titreyen ya da bozulan bir oyuncak gibi, bir köşede yatıyor olmalıydık. Kırılgan bir hareketsizliğe saplanmış olsak bile, bir yandan da bu ortamdan hızla uzaklaşmaya başladığımızın farkındaydım. Bu bir çelişkiydi ve bence bu çelişkinin kendine özgü bir sesi olmalıydı. Duymak istediğim, aradığım
/ 54 Next Page

Comments & Reviews ^top


Login to post your comment.
Be the first to comment on this!


Recommended


Sanci yılani1

hikaye

hikaye

Metal Fırtına1

hikaye

karışık

Kucuk Kopekli Adam