welcome!  login | sign up   Facebook Connect
 
Read what you like. Share what you write.

Posted by

myworld

on Oct 13, 2007
Become a fan

Resat Nuri Güntekin - Dudaktan Kalbe

1


DUDAKTAN KALBE
ROMAN
Reşat Nuri Güntekin
On üçüncü BASILIŞ
Istanbul

Ankara Cad. No. 95 - İstanbul
İNKILÂP ve AKA BASIMEVİ
Cağaloğlu, Cemalnadir Sok. No. 24 İSTANBUL - 1980

BİRİNCİ KISIM

Ev sahibi, yemek odasının terasa açılan kapısından misafirine seslendi:
- Paşa, sen- bu güzel mehtaba karşı bir hâb-ı nâza dalacak gibi görünüyorsun... Hele bir dakika
buraya zahmet et...
Yayvan bir koltuğun içinde yemek ağırlığı ve yol yorgunluğu ile uyuşup kalan Vefik Paşa, üşene üşene
gözlerini açtı, yorgun bir rica ile : - Artık merhamet et, dedi, zannederim, bana bir 3'emek daha yedirecek değilsin...
Münir Bey, yavaş yavaş ona doğru yürüyerek cevap verdi:
- Bu seferki başka cinsten bir ziyafet... Yani gençlerin tâbiri üzere «gözler için bediî ziyafet...»
- Ona bile tahammülüm kalmadı...
- Fehametlû misafirlerim için bağımdaki muhtelif üzüm çeşitlerinden ve bilhassa eserlerimden bir
sergi kurdum.
- Bir tek üzüm daha yersem çatlarım...
- Arzettik ya paşam... Benim sergim mideden, damaktan ziyade gözlerin zevki için...
Münir Bey, eski arkadaşını rahat bırakmıyor, onu kalkmağa mecbur etmek için koltuğu hafif hafif
sarsıyordu.
fit HALK K<"h-." ¦¦;.-,. •• - .-
DUDAKTAN KALBE
Vefik Paşa, halsiz halsiz yerinden kalktı.
Kulenin etrafını dört yandan saran sundurma teras, baştan başa çardaklarla kaplıydı. Ay ışığı, asma
dallarını tarıyor; yaprakların, üzüm salkımlarının büyümüş gölgeleriyle döşeme taşlarına bir masal
sarayı nakışları çiziyordu.
Vefik Paşa, yemek odasına girdiği vakit birdenbire canlandı. (Bir heyecan hissettiği vakit Fransızca, iş
ve politikadan bahsederken ingilizce söylerdi!) Hayretle kollarını kaldırdı; küçük, kısa vücudunu
yükseltmek ister gibi ayaklarının ucunda kalkınarak Fransızca :
- Azizim, burası bir peri âlemi, bir bin bir gece sarayı hazinesi, dedi.
Yemek masasının üstü baştan başa kristal üzüm tabaklarıyle donanmıştı. Allı, morlu, sarılı, yeşilli
salkımlar asma lambanın donuk ışığı içinde renkli mücevherler gibi parlıyordu.
Vefik Paşa, Türkçe olarak devam etti.
- Her halde «Cem»in meşhur sofrası da buna benzer bir şey olacak... Sana hak verdim Münir...
Yenilip içilmeğe mahsus hasis şeylerle hemen hemen sanayi-i nefise yaptın...
Münir Bey, eserinden memnun bir sanatkârın mağrur tevazuuyle ellerini ovuşturdu : «Zannederim»
dedi, sonra söyledikçe hararetle devam etti:
- Her sene bu mevsimde böyle canlı bir müze kuruyorum... Bunu sana da gösterebildiğime
memnunum... Müzemin asıl kıymeti neresindedir, biliyor musun? Bu gördüğün üzümlerden birçoğu
kendi icadımdır... Dünyadan alâkamı kesip bağlanma çekildikten sonra üzümcülüğe sevdayı
sardırdım... Bağları iyi işletsem bana İzmir'in en büyük servetini getirebilir... Fakat, bilirsin ya,
ben hayatta daima menfaatten ziyade keyfimi düşündüm. Bağlarımla bir tüccardan ziyade bir
sanatkâr
DUDAKTAN KALBE 7
gibi meşgul oluyorum... Çoluksuz çocuksuz hayatımın bütün merakını yeni üzüm cinsleri yetiştirmeğe
verdim... Aşıcılık fennini bir sanat haline getirdim... Yeni renkte, yeni lezzette bir üzüm cinsi
bulduğum vakit yeni bir hayat icadetmiş gibi gururlanıyorum...
Vefik Paşa, arkadaşının yüksek omuzunu okşaya-bilmek için kolunu olanca genişliğiyle açıp kaldırdı:
- Bu, âdeta bir hastalık ki, ismine... meselâ «Sta-filomani» demek lâzım... Tabir güzel değil mi?
Maama-fih üzümle sanayi-i nefise arasındaki münasebet inkâr edilmez... Tasavvur et ki şarkta şiir
şaraptan, yani üzümden, Yunan'da tiyatro «Baküs» âyinlerinden, La-tinlerde...
Vefik Paşa, öteden beri kendini bir güzel sanatlar münekkidi sanır, fırsat' düştükçe etrafındakilere
zorla manasız ve karışık nazariyeler dinletirdi. Arkadaşının eski za'fmdan hâlâ kurtulamadığını
hisseden Münir Bey, tehlikenin önünü almak için Vefik Paşa'nm dudaklarına bir salkım uzattı: «Leb-i
Nigârım»'dan mutlaka birkaç tane yemelisiniz!... Onda bir kiraz lezzeti bulacaksınız... Bunları
yemekte o kadar beğendiğiniz «Nur-i Nigâr»'lar ile şu karşıki tabakta yaldızlanmış gibi görünen
«Tâcızer»'lerin evlenmesinden aldım... Şekil ve renk itibariyle analarına, babalarına hiç bir benzer
cihetleri yok, değil mi? Tabiatın anlaşılmaz kanunları var azizim... insanlarda olsa fenaya çekeriz...
«Mutlaka işe şeytan parmağı karışmış, kadın tarafından hiyanet var!» deriz... Fakat izdivaç, yani aşı
elimle olduğu için bu şüphe vâridolmaz. işte bir yeni cins daha... «Çardak Hurması...» Yalnız şekli,
/ 115 Next Page

Comments & Reviews ^top


Login to post your comment.
Be the first to comment on this!


Recommended


damga reşat nuri

Bozuk paraların kenarları neden tırtıllıdır?

Parmaklarımız neden çıtlar?

55. Neuroleptikai

Kunware Sana Ki Phudi Mare

Bus, Main aur Mera Jism! (Hindi Urdu)

Twillight_CZ_(Stmívání)