Önceki Sayfa of 2Sonraki Sayfa

Bir Litre Gözyaşı... 1. Bölüm

spinner.gif

Güneş ışığının odayı doldurmasıyla gözlerini yavaşça araladı. Ne müthiş bir rüya görmüştü öyle. Yıllardır içinde tuttuğu aşkı rüyasında olsa da Young Saeng’e itiraf etmişti. En güzel kısmı da Young Saeng de onu sevdiğini söylemiş ve muhteşem bir öpücükle taçlandırmıştı itirafını. Sanki gerçek gibiydi beyaz çarşaflar arasında kollarını yukarıya uzatarak gerindi ve o an fark etti burasının yurttaki odası olmadığını. Yataktan ayaklarını sarkıtıp ayağa kalktı. Odadan dışarıya çıkıp merdivenleri hızla indi işte o an elinde tabaklarla kahvaltı hazırlayan Young Saeng’i görmüştü. Hala içinde bulunduğu durumu idrak edememişti. Young Saeng elindeki tabakları masaya bıraktıktan sonra Cho Hee ye yaklaştı ve dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu. Kolları hala Cho He enin belindeyken gözlerinin içine baktı ve “Günaydın SEVGİLİM” dedi. Sevgilim kelimesini vurgulayarak söylemişti bu cümlede. Cho Hee hala şaşkın şaşkın bakarken “Rüya değilmiş.” Deyiverdi.  Young Saeng kollarındaki kadının bu şaşkın ve bir o kadarda sevimli hareketlerini anlayamazken “ Ne rüya değilmiş.” Diye sordu. Cho Hee rüya sandığı gerçeği en sonunda idrak ettiğinde yüzünde aptal bir gülümseme belirdi ve Young Saeng’in sorusunu “ SEN” diye yanıtladı. Young Saeng hala tam olarak ne olduğunu anlamasa da “Rüya olmadığımı kanıtlayabilirim” dedi ve Cho He enin dudaklarına daha istekli ve daha tutkulu bir şekilde yapıştı. Cho He enin dudaklarından zor olsada ayrıldı ve tekrar gözlerine bakarak “Eee, gerçekmiymişim” diye sordu. Cho Hee cevap vermek yerine Young Saeng’in boynuna sarılmayı tercih etmişti. İki aşık birbirine böyle sarılmış bir iki dakika beklediler. Young Saeng bu durumdan hiç şikayetçi olmamasına rağmen Cho He enin “Ben çok acıktım” demesi üzerine ayrıldılar ve kahvaltı için masaya geçtiler.

Jung Min bu sabah her zamankinden daha erken uyanmış ve okula gitmek için ayrı bir özen göstererek hazırlanmaya başlamıştı. Özenle seçtiği, vücuduna tam oturan ve daha erkeksi göstermesi için özellikle seçtiği siyah gömleği, bu erkeksi görünüşe sportif bir hava katması için kot pantolon, tenine çok uyduğunu düşündüğü parfümünü sıktı ve en son olarakta her teline ayrı özen göstererek şekil verdiği saçlarını da yaptığında hazırlanma işlemi tamamdı. İçinde anlamsız bir neşe ve gereksiz bir okula gitme isteği vardı. Arabasına binip doğruca okula gittiğinde öncelikle fotoğrafçılık bölümüne gelmişti ancak bu bölüme gelinceye kadar gözleri hep birisini arar gibi etrafına bakıyordu, acaba yeni gelmişmidir diye okulun giriş kapısına bakıyor ancak aradığını bir türlü bulamıyordu. Her ne kadar kendisini kandırmak için Young Saeng’i aradığını dili söylesede kalbi bu söylediklerine pek inanmıyordu. Sınıflarının kapısına geldiğinde hızlı bir dönüş yaptı ve kendisini kandırmayı bırakıp İşletme fakültesinin yolunu tuttu. Ancak Fundanın sınıfına baktığında hala gelmemiş olduğunu gördü. Sınıfta dün Fundaya sülük gibi yapışan çocuğu gördüğünde birden vücudunu bir sinir kaplamıştı. Hala içinde savaştığı duyguları keşfedememiş olmanın verdiği şaşkınlıkla “Ne oluyor bana böyle. Artık kendine gel Min. Bu sen değilsin.” Diyerek en son verdiği Fundayı görme kararından vazgeçip kendi bölümüne gitmek için bahçeye çıktığında hızla bir kıza çarptı. Kızı düşmemesi için belinden kavrayıp kendisine çektiğinde fark edebilmişti kollarındaki kızın Funda olduğunu. Gerçeği anladığında ne yapacağını bilemez bir haldeyken ani bir hareketle çekti kollarını Fundanın belinden ve kendince açıklama yapmak istemişti ancak yapabildiği sadece kekelemek ve yarım cümleler kurabilmekti. Jung Min kalp atışının şiddetinden korkmuştu bir an, o kadar hızlı atıyordu ki nefes almasını engelliyordu neredeyse. Sanki kilometrelerce koşmuş gibi hissediyordu kendisini. En sonunda konuşmayı toparlayamayacağını anladığında “Derse geç kaldım.” Gibi çocukça bir bahane uydurmuş ve Fundanın konuşmasına fırsat vermeden oradan uzaklaşmıştı. Fundanın görüş alanından çıktığında kendisini olduğu yere bıraktı. Ayakları kendisini taşıyamayacak kadar titriyor, kalp ritmi rekor kırmak istercesine hızlı atıyor, nefes alış verişleri ise derin ve sık bir şekilde devam ediyordu. Kendisini biraz toparlayabildiğinde ilk iş olarak revire gitti ve kuzeni olan Doktor Dae Jung dan kendisine yardım etmesini ve çok hastalandığını söyledi. Ancak Doktor Dae Jung, Jung Min in anlattığı belirtiler doğrultusunda bir teşhis koyamamıştı. Jung Mine hangi zamanlarda veya ne yediğinde bu belirtileri gördüğünü sorduğunda aldığı cevapla yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi. Jung Min kuzeninin kendisinin hastalığına böyle gülmesine sinirlenmiş ve yüksek sesle konuşmaya başlamıştı. “ Benimle dalgamı geçiyorsun sen. Kuzenimde olsan ben senin hastanım. Bir hastanın derdine böyle nasıl gülebilirsin.” Dedi ancak kuzeninden aldığı cevap bir şok geçirmesine neden olmuştu…

Önceki Sayfa of 2Sonraki Sayfa

Yorumlar & Eleştiriler

library_icon_grey.png Ekle share_icon_grey.png Paylaş

Kimler Okuyor

Önerilen