Solucan ♈

spinner.gif

 Bu bölüm Phoenicis içindir.Keyifli okumalar!

Kıvanç’ın beni parkta malak gibi bırakıp gidişinden sonra 3 koca gün geçmişti. Gidişinin ertesi günü kendimi eve kapatıp pijama-dağınık topuz-kahve üçlüsüyle günümü tamamlamıştım. Dün ve ondan önceki gün de parka gidip salak gibi 2 saat onu beklemiştim ancak o gelmemişti.

Telefon yok, kuralım yüzünden telefon numarası bende yoktu bu yüzden onu arayamıyordum. Hayır, onu özlediğim için görmek istemiyordum ona ihtiyacım olduğu için onu görmek istiyordum.

“Pekala, midende hiç mi kelebekleri hissetmiyorsun?” Irmak yine kendini zorla bize davet ettirmiş bu da yetmemiş gibi zorla benim Kıvanç’a aşık olduğumu kabul ettirmeye çalışıyordu.

“Irmak, tanışalı henüz 10 gün oldu.”

“Aşık olmak için 5 saniye bile yeter be sümüklü.” Güzel cümlenin sonundaki ‘be sümüklü’ lafı neydi öyle?

“Ne kadar zor aşık olduğumu biliyorsun.”

“Bilmez miyim? Kıvanç Tatlıtuğ’a bile tipsiz dedin.”

“O adam gerçekten tipsiz ama.”

“Ian Somerhalder’a ne demeli? O adam için ölmek isteyenler var.”

“Kapat şu konuyu.”

“Tamam, zaten okula geç kalacağız.” dediğinde çantamı almış, onunla birlikte odamdan çıkmıştım.

Varlığımdan habersiz ebeveynlerimi yaklaşık 2 haftadır görmüyordum. Kim bilir eve kaçta geliyorlardı? Onları düşünmek istemiyordum. Ya da Oğuz’u düşünmek. Kıvanç hayatıma girdikten sonra her gece onun soğuk konuşmasını ve beni umursamadığını düşünerek uykuya dalıyordum. Bu beni her ne kadar sinir etse de sanırım sadece böyle karakterli birine aşık olabilirdim.

“O çocuğu mu düşünüyorsun?” Irmak’ın düşünce okuma gücü olduğunu söylemiş miydim? Hayır, çünkü yok. Ama bazen gerçekten öyle bir yeteneği olup olmadığını merak ediyordum.

“Nereden bildin?”

“Aptal aşıklar gibi sırıtıyorsun." Sinirle koluna vurduğumda kıkırdadı.

“Nehir!” Koşarak bana doğru gelen İnci’yi gördüğümde gülümsemeden edemedim. Üçümüzün yaptığı planlar sonrasında gerçekten diyete başlamıştı.

“Seninle okulda da konuşabilirim değil mi?”

“Tabi ki.”

“Şey, teşekkür ederim.” dedikten sonra yine koşarak gitti. Sağıma baktığımda Irmak yerine Ateş’i gördüm.

“Parazit.” dediğinde “Element?” diye karşılık verdim.

“Müdür seni çağırıyor. Okula yeni gelen çocuğa sen eşlik edecekmişsin.”

“Ben mi? Yalancı. Aslında görevi sana verdi, değil mi?”

“Evet, bana vermişti ancak senin daha iyi yapabileceğini söylediğimde fikrini değiştirdi.”

Okulu gezdirmekten nefret ederdim. Aynı küçük çocuklar gibi hiç susmaz, sürekli sorular sorarlardı. Pekala, ben de çok soru sorardım fakat insanların bana sormaları beni delirtirdi. Müdürün odasının olduğu kata geldiğimde saçlarımı düzeltmek için kızlar tuvaletine girdim. Ne var? Belki de yakışıklı biriydi ve ona aşık olabilirdim.

Çıktıktan sonra müdürün odasının olduğu tarafa doğru yürümeye başladım. Belki de Kıvanç’tan daha yakışıklı biriyle karşılaşırdım. Heyecanla odanın önüne geldiğimde hayal kırıklığıyla gözlerimi devirdim. Sivilceli, sarışın çocuğa “Sana okulu gezdireceğim.” dediğimde boş bir şekilde bana baktı.

“Duymuyor musun? Kalk.” Belki de sağırdı ve bu yüzden Ateş onun yerine benim yapmamı istemişti. Üşengeç, pislik herif.

Müdürün olduğu kattan ayrıldığımızda bile çocuk bana boş bir şekilde bakmaya devam ediyordu. “Ne diye bakıyorsun?” dediğimde “Hiç.” dedi.

“Burası, ilk kademelerin katı. Ezik oldukları için birinci kattalar.” 9.sınıflara ezik demeyi seviyordum çünkü ben 9.sınıftayken bize de ezik derlerdi.

“Burası ikinci kademelerin katı. Sahi, sen kaçıncı kademedesin?”

“3.”

“Sınıfın?”

“Sayısal/A.” Bütün katları gezdirdikten sonra “Şey, bir şey sorabilir miyim?” dedi.

“Tabi, sor.”

“Adından dolayı, kendini üzgün hissediyor musun?”

“Hayır, Nehir ismi gayet güzel bence.”

“Adın Nehir mi? Müdür bana, beni İsmail diye birinin gezdireceğini söylemişti.”

“İsmail mi? Bir dakika oda da senden başka öğrenci var mıydı?”

“Evet.”

“Hay aksi! Adım İsmail değil, sınıfının yerini biliyorsun haydi artık git.” Müdürün odasının olduğu kata doğru koşmaya başladım. Filmlerdeki gibi havalı bir şekilde koşmayı beceremediğim için sürekli birilerine çarpmış bir kez de yere düşmüştüm ancak sonunda müdürün odasının olduğu kata gelmiştim. Odaya yaklaştığımda kırmızı koltukta yayılarak oturan çocuğu fark etmem uzun sürmemişti.

“Senin ne işin var burada?” dediğimde başını kaldırıp ifadesiz suratıyla cevap verdi.

 “Hoş buldum, Solucan.” 

Comments & Reviews (1406)

Login or Facebook Sign in with Twitter


library_icon_grey.png Add share_icon_grey.png Share

Cast

Ekaterina Normalnayaas Nehir
Francisco Lachowskias Kivanç

Who's Reading

Recommended