Previous Page of 25Next Page

Faruk Nafiz Çamlıbel - Han Duvarları

spinner.gif

Faruk Nafiz Çamlıbel 

Han Duvarları 

 

HAN DUVARLARı 

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç sakladı, 

Bir dakika araba yerinde durakladı. 

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, 

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar.. 

Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya, 

Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya-

İlk sevgiye benziyen ilk acı, ilk ayrılık! 

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, 

Gök sarı, toprak san, çıplak ağaçlar san... 

- 3 

  Arkada zincirlenen yüksek Toros dağlan, 

ö n de uzun bir kışın soldurduğu etekler, 

Sonra dönen, dönerken inliyen tekerlekler... 

Ellerim takılırken rüzgârların  s a ç ma 

Asıldı arabamız bir dağın yamacına. 

Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, 

Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! 

Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar, 

Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar 

Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu, 

Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. 

Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince, 

Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince 

Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi, 

Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. 

Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine, 

Yol, hep yol, dâima yol... Bitmiyor düzlük yine. 

Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayâli, 

Sonun ademdir diyor insana yolun hâli. 

Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan, 

Bozuk düzen taşlann üstünde tıkırdayan 

Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, 

Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... 

Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine 

Uzanmışım, kalmışım yaylının şiltesine. 

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan, 

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. 

Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, 

Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu: 

Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, 

Bir kenarda göründü beldenin vîran hanı. 

- 4 -Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri 

Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri. 

Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya 

Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. 

Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı, 

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. 

Bir parıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, 

Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, 

Şişesi is bağlamış bir lâmbanın ışığı, 

Her  y ü ze çiziyordu bir  h ü z ün kırışığı. 

Gitgide birer âyet gibi derinleştiler 

Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... 

Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, 

Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı: 

Fânî bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, 

Aygın baygın manîler, açık saçık resimler... 

Uykuya varmak için bu hazîn günde, erken, 

Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken 

Birdenbire kıpkızıl bir kaç satırla yandı, 

Bu dört mısra değildi, sanki dört damla kand 

Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa 

Raslamıştım duvarda bir şâir arkadaşa: 

On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan 

Baba ocağından, yar kucağından 

Bir çiçek dermeden sevgi bağından 

Huduttan hududa, atılmışım ben 

Altında da bir  t â r ih: Sekiz mart otuz yedi.. 

Gözüm imza yerinde başka bir ad görmedi. 

Artık bahtın açıktır, uzun etme,  a rkada ş! 

- 5 -Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; 

Araya gitti diye içlenme baharına, 

Hudut t an götürdüğün şan yetişir yârına!... 

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk, 

Soğuk bir mart sabahı... Buz  tutuyor her soluk. 

Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri 

Previous Page of 25Next Page

Comments & Reviews

Login or Facebook Sign in with Twitter
library_icon_grey.png Add share_icon_grey.png Share

Who's Reading

Recommended