Eroinman

spinner.gif

Gözlerim karardı yine. Bana yakın olan ilk çöp kutusuna dayandım. Metal çöp kutusunun verdiği o soğukluk midemden bir şeylerin yükselmesine neden oldu. Kendimi durduramayıp kutunun içine kustum. Çöplerin arasından rengi koyu ama tam olarak belli olmayan bir kedi çıktı. Hırladı ve yere atlayıp uzaklaştı.
- Niye içtin o kadar be oğlum!
- Biraz olsun bastırır belki diye…
Ellerimi daha çok kenetledim kutuya ve ayakta durmaya çalıştım.
- Bırak şu illeti! LÜTFEN!
- Kapa çeneni…
Anıl’ı itekleyip asfalttaki deri ceketimi alıp, küçük ve dar ara sokaktan çıktım. Anıl’da peşimden geldi. Barların önünden geçip sahile giden yolda ara da yalpalayarak adımlar atıyordum. Spor ayakkabılarım yere değdikçe irkiliyordum. Anıl elini ceketimin üstüne, kulağımın hemen yanına koydu. Beyaz elleri kapandı ve eklemleri belirginleşti. İstemsizce omuzlarımdaki elden güç almıştım. Göz açıp kapanıncaya kadar sahile indik ve bir banka oturduk. Oturduğum da dizlerim kırıldı ve çıtladı. Ama rahatlamadım. Onun yerine bedenimi bir titreme aldı. Dizlerimden yükselip mideme ve ardından kollarıma ulaştı bu titreme. Yüzüme geldiğin de kramp gibiydi. Gözlerim kapanıyor, ağzımı açamıyordum. Kafam ha bire düşüyordu önüme. Sonbaharın bu en soğuk gününde, sıcak terler döküyordum. Ceketimi çıkarıp siyah ayakkabımın önüne attım.
- A-Anıl. Anıl..çok sıcak!
- Ne sıcağı oğlum? Dondum burada.
- Anıl… Biliyorsun. Yalvarırım bir şeyler yap.
Araladığım gözlerimi Anıl’a çevirdiğimde tereddütte olduğunu gördüm. Yüzü limon yalamış biri gibiydi. Garipsemiş ve düşünceli. Yine de pes eden bir ses tonu ile :
- İyi! Bekle burada. Dedi
Üstümden çıkartıp yere fırlattığım ceketimi alıp, sahil boyunca gözden kayboldu.
Üstünde “Bakırköy Belediyesi” yazan kahve rengi bankta, bir öne bir arkaya sallanıyordum. Beynim allak bullaktı. Yerde bana yaklaşan bir sürü böcek görüyordum. Ayakkabımla dokunduğum an kaybolduklarını fark ediyordum. Yine halüsinasyon görüyor olmalıydım. Gözümden yaşlar akıyor, her damla yerde bir göl oluşturuyordu. Gecenin karanlığında suya yansıyan yıldızlar bir anda kayboldu. Başımın dönmesi ile yer ve gök yer değiştirdi. Biriken sular üstüme dökülünce kendime geldim. Gözlerimi o anki korku ve telaş ile sıkıca yumup geri açtığımda her şey eski haline dönmüştü. Derin bir nefes aldım. Cidden yüzüm ıslaktı. Yuvarlak çenemden akıp üstümdeki siyah tişörte atlayan su damlaları bunu fark etmemi sağladı. Karşımda Anıl vardı. Anıl elini yüzümün önünde “ İyi misin? “ diyerek salladı. Ellerindeki sular yüzüme çarptı. Demek o su atmıştı yüzüme. Elindeki paketi sallayınca tüm düşüncelerimden kurtuldum.
- Şükürler olsun! Ver şunu bana!!
Elindeki paketi kapıp arka cebimdeki şırıngayı çıkardım. Şırınga kirliydi. Anıl’a doğru elimi uzattım. Çakmağı elime koydu ve beni izlemeye devam etti. Şırıngayı çakmak ile temizledim ve eroini sulandırıp solüsyon yaptım. Şırınganın içine doldurdum. Tam iğneyi her zamanki gibi bileğime yapacakken artık morluğu geçip siyahlaştığını fark ettim. O sırada Anıl’a dönüp :
- Bunu hangi para ile aldın?
- Ceketini verdim. İyi kullan.
Ceketimi vermek zorunda kalmıştım. Yakında yemek paramı bile buna yatıracaktım. Ailem ve Anıl dışında hiçbir şeyim kalmadı elimde. Sağlığım bile artık yeterince iyi değil. Nefes darlığı, halüsinasyonlar, uykusuzluk, yeme bozukluğu. Ruh gibi yaşıyordum. Tek hedefim eroin alıp rahatlamak olmuştu artık. Keşke hiç başlamasaydım. Ah şu lanet “keşke”ler ! Hiç bitmezler hayatımızda, hiç gitmezler. İllaki pişman olacak bir şey yaparız şu üç günlük dünyada.

Ailemin haberi yoktu eroinman olduğumdan. Olsa beni anında İzmir’de, bir hastaneye sokarlar, ömrüm boyunca bir daha asla bana para vermez ve beni yalnız bırakmazlardı.

Soluk boruma dayanmış bir eldi bu parasızlık…

Başka bir damar bulmak için koluma doğru bastırdım. Bir sarmaşığı andıran yeşil damarım koyu buğday tenimde belirdi. Beliren damarı kaybetmek istemediğim için “Elini bastırsana şuaraya” diyerek Anıl’a kafamla işaret ettim kolumu. Elleri buz gibi olmuştu kesin. Rengi çekilmişti iyice. Ama benim bedenim daha soğuk olduğu için hissetmedim o soğukluğu. Eğer biraz daha hızlı hareket etmezsem donarak can verecektim. Elini koyar koymaz beliren damara iğneyi hızla soktum ve yavaş yavaş ittim tıpayı. Sıcacık bir sıvı ile doldu tüm bedenim sanki. Damarlarımda gezen eroin beni doruğa ulaştırdığında iğneyi çıkartıp banka koydum. Yuvarlanarak iki tahtanın arasındaki delikten düştü. O an, ne yere düştüğünde çıkan tıkırtıyı, ne Anıl’ın nasihatlerini, ne de gelen geçen arabaların motor seslerini işitiyordu kulağım. Sadece bir uğultuydu bu sesler. Deniz ve git gide hızlanan nefesimin sesini duyabiliyordum. Taşları yalayan dalgaların sesleri kulağıma kalp atışlarımı da getirdi. Hızlandıkça hızlanıyordu. Akciğerlerim “Daha fazla nefesi kaldıramam!” diyordu lakin bomboştu. Ağzımı açıp içime çekmeye çalıştığım her oksijen molekülü hızla benden kaçıyordu. Kafamı geriye atıp, ellerimi boğazıma götürdüm ve kenetledim. Öksürüyordum. Sıkça. Kalp atışım kulaklarımı tırmalayan birer ses efektine dönmüştü. Gözlerimi güçlükle açtığımda Anıl’ı gördüm. Ve gördüğüm son şey oldu…

NAZMİYE ECEM TOPALHAN - EVATEWALKER

Yorumlar & Eleştiriler (4)



library_icon_grey.png Ekle share_icon_grey.png Paylaş

Kimler Okuyor

Önerilen