Önceki Sayfa of 14Sonraki Sayfa

Issız Güverte

spinner.gif

İnsan bazen kendisinden bile kaçmak istiyordu, bir yabancı olmak, hayatını sarmalayan acıdan sıyrılmak. Eğer elimde olsaydı, hayallerimde bir kuş olabilirdim. Ama uçmak nedir bilmiyordum, her şeyi yukarıdan görmek nasıl bir histi, hiç tatmamıştım. Uçaklarda hiç cam kenarına oturmamamıştım, otursam bile o küçük pencereler bir işe yaramazdı.

Derin bir nefes alarak müziğin sesini yükselttim, ses rahatsız edecek kadar şiddetliydi ama umursamadım. Düşünmemi engelliyordu, kelimeler ve melodiler düşüncelerimin arasına karışıyor onların önüne bariyer kuruyordu. İşte bu yüzden kimsenin olmadığı bir yerde müzik dinlemeyi seviyordum.

Adrian’ın açelya çiçeğini bir çiçekçiden bulduğunu düşünmüştüm her zaman, ama şuan açelya çiçeklerinin oluşturduğu bir yatakta uzanıyorken yanlış tahmin ettiğimi görebiliyordum. Nereden bulduğunu çözmüştüm artık, yamaçtan biraz aşağıya inince ağaçların arasında bir nehir vardı. Açelya çiçekleri genellikle bataklık gibi yerlerde yetiştiği için nehrin etrafını rengarenk açelya çiçekleri sarmalıyordu. Burayı ilk keşfettiğimde içimde biriken gözyaşlarını serbest bırakmıştım. Yaklaşık iki ay geçmişti ama Adrian hala beni hatırlamıyordu. İsmimi hala inatla öğrenmek istemiyordu. En kötüsü de ailelerimiz görüşmemizi istemiyordu.

Halper ailesi Adrian’ı benden uzak tutuyordu çünkü beni Adrian için bir zorlama olarak görüyorlardı. April her ne kadar böyle düşünmese bile ailesinin önüne geçemiyordu, bu yüzden Adrian’ı sadece pencereden izleyebiliyordum. Onun dışında okulda görüyordum ama Adrian çok tuhaf davranıyordu.

Benim ailem beni Adrian’dan uzak tutuyordu çünkü en son ikinci kez dikişlerim açıldığında bedenim üçüncü bir dikişi kabul edecek dirence sahip değildi. Yine hastane odaları bana kucak açmıştı, ayrıca uzun süre yemek yiyememiştim. Ne yediysem hepsini çıkarmıştım. Dikiş yaralarım iyileşince yeni bir dikiş yapmışlardı. Ve benim dikişim daha dün çıkarılmıştı. Yaralarım tamamen kaybolmuştu, sadece izler kalmıştı.

Alex kaybolmuştu ama izi kalmıştı.

Gözlerimi kapattım, Adrian’ın sevgisini hissetmek bile bana iyi geliyordu. Onu çok özlüyordum, parmak uçlarımda yüzünü hissetmek istiyordum ama bunların bir süre gerçekleşmeyeceğini biliyordum. Yine kanatlarımın olmasını istedim. Tüm bunlardan kaçmak istiyordum.

Telefonun zil sesi müziği otomatik olarak kapattı ve kulağımdaki kulaklıkta başımı ağrıtacak kadar tiz bir zil sesi yankılandı. Yüzümü buruşturarak kulaklıkları kulağımdan çektim ve telefonu açtım.

“Ne var Taylan?” dedim öfkeyle. Ona çok fazla kırgındım, kırgınlığım öfkeye dönüşüyordu zamanla. Annem ve babamla bir olmuş benim Adrian’la konuşmamam düşüncesini savunmuştu.

“Sakin ol güzelim,” dedi Taylan. “İki saat sonra davet başlıyor ve sen ortalıkta yoksun.”

“Davete falan gelmiyorum ben,” dedim dişlerimin arasından. Bu konu belki bin defa masaya yatırılmıştı. Taylan’ın gözlerini devirdiğini hissettim.

“Pekala,” dedi Taylan. “Domuzun tekiyim. Oldu mu? Adrian’la görüşmene yardım edeceğim.”

Şaşkınlıkla uzandığım yerden doğruldum.

“Şaka mı yapıyorsun sen?” dedim gözlerim iri iri olurken. Bunu hiç beklemiyordum.

“Şaka falan yapmıyorum,” dedi bıkkın bir sesle. “Yengem bana fırça kayıp duruyor. Eğer gelmezsen cidden cenazem çıkacak evden. Ayrıca üniversite sınavına da az kaldı, hadi be güzelim biraz moral ver kuzenine.”

Gözkapaklarımı titrettim.

“Neden sana inanayım ki?” dedim tekrar açelya çiçeklerinin arasına uzanırken. Hemen kenarımda nehrin çağlayan suları akıyordu.

“Şeyimin üstüne yemin ederim ki seni ve Romeo’nu gizli bir şekilde buluşturacağım.” dedi yalvaran bir sesle.

“Şeyinin üstüne mi?” dedim yüzümü buruşturarak.

“Onun gerçek ismini söylerdim ama yaptırma bana bunu,” dedi sırıtan bir sesle. Dudaklarımı büzdüm.

Önceki Sayfa of 14Sonraki Sayfa

Yorumlar & Eleştiriler (26)



library_icon_grey.png Ekle share_icon_grey.png Paylaş

Kimler Okuyor

Önerilen