|
||||||||
![]() |
||||||||
|
|
||||||||
|
[PG] Parental Guidance Suggested
STEPHEN KING
KARA KULE Belki de iblisler yüzünden. Silahşor birdenbire titredi. Vücudunu sağa doğru büktü. Tüy¬leri diken diken oldu. Sonra geçti. Kontrol levhasına giderek, tulumbayı çalıştıracak olan düğ¬meye bastı. Yarım dakika kadar sonra borudan berrak ve soğuk bir su fışkırdı... Ve yeniden dolaşması için delikten akarak göz¬den kayboldu. Tulumba keskin bir şıkırtıyla kendi kendini kapat¬madan önce yaklaşık üç galon su aktı. Bu makine bu yere ve zamana uymayacak bir şeydi. Gerçek aşk kadar uymayacak bir şey. Ama yine de Hüküm Günü kadar kesindi. Dünyanın değiş¬meden önceki çağlarını hatırlatan sessiz bir anıt. Herhalde atom enerjisiyle çalışıyordu. Çünkü burada elektrik yoktu. Binlerce kilo¬metrelik bir bölgede de. Ve kuru akümülatörler bile çoktan güçle¬rini kaybederlerdi. Silahşor geri dönerek çocuğun yanına oturdu. Jake bir elini yanağının altına sokmuştu. Hoş bir çocuktu. Silahşor biraz daha su içti. Sonra da bağdaş kurdu. Bu çocuk da, çölün sınırında yaşayan o delikanlı gibi zaman kavramını kaybetmiş. Onun bir kuşu vardı... Genç adam birdenbi¬re hatırladı. Kuşun adı Zoltan'dı. Evet... İkisi de zaman kavramını kaybetmişler. Ama siyahlı adama iyice yaklaştığım da kesin. Siyahlı adam kendince bir nedenle onu yakalamama izin vere¬cek. Aklına ilk kez gelmiyordu bu. Belki de onun istediğini yap¬mış olacağım... Genç adam düşmanıyla karşılaştıkları zaman neler olacağını düşündü ama bu olayı hayal bile edemedi. Sıcak boğucuydu ama Silahşor artık kendini hasta gibi his¬setmiyordu. O çocuk şarkısı yine kafasında yankılandı. Ama bu sefer annesini değil Cort'u hatırladı. Yüzünde tuğlaların, kurşun- -94 - ların ve sopaların açtığı yaraların izleri kalmış olan Cort'u. Savaş yaralarıydı bunlar. Silahşor, acaba Cort o görkemli yaralara uygun bir aşk yaşa¬dı mı, diye kendi kendine sordu. Hiç sanmıyorum... Sonra aklına Aileen geldi. Ve Marten. O tam sayılamayacak büyücü. Silahşor geçmişin üzerinde uzun uzadıya duracak bir insan değildi. Gelecekle ilgili belli beiirsiz bir tahminde bulunabilmesi ve duygusal yapısı onu hayal gücü olmayan, iç sıkıcı bir yaratık olmaktan kurtarıyordu. O yüzden şimdi kafasına üşüşen anılar onu şaşırtıyorlardı. Her ad bir başkasını hatırlatmaktaydı: Cuth-bert, Paul, ihtiyar Jonas... ve Susan, penceredeki güzei kız. Tull'daki piyanist eski şarkılardan hoşlanıyordu. (O da ölmüştü. TuH'lıiann hepsi ölmüşlerdi. Vurmuştu onları.) O eski şarkılardan birini ahenksizce, usulca mırıldandı: «Aşk, ey ilgisiz aşk Bak ilgisiz aşk ne yaptı.» Silahşor şaşkın şaşkın güldü. «O sıcak renkli, yemyeşil dün¬yadan bir ben kaldım.» Bütün özlemine rağmen kendi kendine acımıyordu. Dünya amansızca değişmiş, geçip gitmişti. Ama Silahşorun bacakları hâlâ güçlüydü. Ve siyahlı adam da yakın¬daydı. Böyle düşünürken uyuyakaldı. Uyandığı zaman hava kararmak üzereydi. Çocuk gitmişti. Ayağa kalkarken dizleri çatırdadı. Ahırın kapısına gitti. Hanın karanlık verandasında küçük bir alev titreşiyordu. O tarafa doğru gitti. Batan güneşin sarımsı kızıl ışığında peşinden sürüklediği gölgesi uzun ve kapkaraydı. Jake bir gaz lambasının yanında oturuyordu. «Yakıt varildey- -95 - STEPHEN KİNG di,» dedi. «Ama lambayı evde yakmaktan korktum. Her şey kup¬kuru...» «İyi yapmışsın.» Silahşor oturdu. Kalçalarının altından kalkan tozları gördü ama üzerinde durmadı. Uzun yıllar boyunca birik¬mişti bu tozlar. Lambanın alevi çocuğun yüzünde ince ışık oyun¬ları yapıyordu. Silahşor kesesini çıkarıp bir sigara sardı. Çocuğa, «Seninle konuşmamız gerekiyor,» dedi. Jake, «Evet,» der gibi başını salladı. «Herhalde gördüğün o siyahlı adamın peşinde olduğumu anladın.» «Onu öldürecek misin?» «Bilmiyorum... Onu bana bir şey söylemesi için zorlayaca¬ğım. Belki de beni bir yere götürmesini de isterim.» «Nereye?» Silahşor, «Bir kuleyi bulmak istiyorum,» diye cevap verdi. Sigarasını lambanın şişesinin ağzına tutarak yaktı. Dumanlar şid¬detlenmeye başlayan akşam rüzgârında savruldu. Jake dumanları seyrediyordu. Yüzünde ne korku vardı, ne de merak. Hevesli olduğu da söylenemezdi. Silahşor, «Onun için yarın tekrar yola çıkacağım,» diye konuşmasını sürdürdü. «Benimle gelmen gerekecek. O etten ne kadar kaldı?» «Sadece bir avuç.» «Ya mısır?» «Pek az.» •Silahşor başını salladı. «Bu evin mahzeni var mı?» «Evet, var.» Jake ona baktı. Gözbebekleri irileşmişti. «Yerde¬ki halkayı çektiğin zaman kapak açılıyor. Ama ben mahzene - 96 - KARA KULE inmedim. Merdivenin kırılmasından korktum. O zaman bir daha yukarı çıkamazdım. Burada kokusu olan tek yer o mahzen.»
[PG] Parental Guidance Suggested
|
||||||||
|
© WP Technology Inc. 2010
User-posted content is subject to its own terms. |